| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Yazılar
 
Mayıs
23
    
rhomantic | 23 Mayıs 2008 18:43 | 0 fav | etiket: ,  

Çok umutluydu Urla’nın tütüncü halkı bu yılki tütün fiyatlarının yüksek olacağına inanıyorlardı. Bizim acemi aşık Ferit’ te. Binnaz’la evlenmek için gerekli olacak parayı bütün bir yılını verdiği tütünü satarak kazanacaktı. Eğer tahmin ettiği gibi fiyatlar yüksek olursa ahım şahım bir düğün yapacaktı.

Tütünler ambarlarda, köylüler ise sigara dumanından göz gözü görmeyen kahve köşelerinde bekliyorlardı. Buldukları eski bir radyo ile sabahtan akşama kadar haber bültenlerini dinliyorlardı. Kendi aralarında tahmini fiyatlar belirliyorlar ve sevinçten neredeyse uçuyorlardı. Köyün yaşlıları ise bir köşeye çekilmiş gençlerin haline acır bir tavırla oturuyorlardı.

Piyasanın acılmasına az bir zaman kala tütün eksperleri kasabaya gelmeye başlamışlardı. Onların gelmesi ile birlikte kasabada kısa süreli de olsa bir hareketlenme oldu. Kasaba doktoru’da tütün piyasasına atılmıştı.

Urlaya tayini çıkmasından sonra tütüncülükte iyi para var diyerek bu işe atılır. Doktorun piyasaya atılış sebeblerinden biriside karısının çok paragöz olmasıdır. Sürekli kumar oynayan boşa para harcayan karısından gizli olarak para biriktiriyordu.

Piyasanın acılmasına bir gün kala kasabada fırtınalar kopuyordu. Durum çilesine vahimdi ki kahveler artık 24 saat hizmet vermeye başlamıştı. Tütün sahiplerinin hepsinin uykusuzluktan gözleri şişmişti. Son günlerde çıkan birkaç karamsar haber köylünün bütün hayallerini alt üst etmişti. Ortam öylesine gergindiki kırk yıllık arkadaşlar bile en küçük bir laftan alınıyorlardı.

O büyük sabah geldiğinde bütün tütüncüler tekelin önünde toplanmiş tütün fiyatlarının açıklanmasını bekliyorlardı. Tütün eksperi beklenen fiyatları açıkladı. Açıklanır açıklanmaz büyük bir uğultu kopmuştu. Eksper beklenen fiyatın yarısını söylemişti. Daha sonra daha önceden hiç planlanmış olmamasına karşın halkta toplu bir ayaklanma oldu. Kimse tütününü satmayacaktı.

Büyük bir direniş doğdu bu direniş öylesine büyüktüki bütün Ege bu dirernişe destek vermişti. Direniş büyüktü ama güçlü değildi. Onlarda biliyordu ki böylesine büyük bir direnişi organize olmadan sürdüremezlerdi.

Bütün Egeliler tütününü satınca bizim Urlalılarda tütünlerini ucuza satmak zorunda kaldılar. Akıllanmışlardı artık en kısa zamanda bir örgüt kuracaklardı. Bu sayade alıcılarla masaya oturup en azından kendi dertlerini anlatabilecek bir kapı bulacaklardı.



 
Mayıs
15
    
rhomantic | 15 Mayıs 2008 02:52 | 0 fav | etiket: , ,  

John STEINBECK’in inci kitabının özeti:

Pedro;Salinas’ta, deniz kıyısında, saz evlerde yaşayan yoksul denizcilerden biridir. Evleneli çok olmamıştır. İlk çocukları maalesef tedavi edemedikleri bir hastalıktan dolayı ölür. Artık umutları ikinci çocukları olmuştur. Bir sabah bebeği bir akrep sokar. Pedro hızla davranır ve akrebi öldürür. O ve eşi bebeği alır ve şehirdeki doktora götürürler. Doktor zengin ve acımasız bir insandır ve paraları olmadığını bildiği için çifti başından savar.


Eve döndükten sonra Pedro, bambudan yapılmış kayığını alır ve inci avına çıkar. Kıyıdan açıldıktan sonra dalar ve dipten o güne kadar görülmüş en büyük incilerden birini çıkarır. Evine döner ve eşine gösterir. Bu inciyi satarak kazanacakları parayla bebeği tedavi ettireceklerini sonra onu okutup bu yaşamdan kurtulacaklarını planlarlar. O gün Pedro’nun kardeşi ve karısı da evlerine gelirler ve tavsiyelerde bulunurlar.Büyük incinin haberi tüm şehre ulaşmıştır. Doktorun ise inciye sahip olup Salinas gibi bir taşra kentinden kurtulup Paris’e gitmeyi planlamaktadır. Ertesi gün doktor uşağıyla tedavi için Pedro’nun saz evine gelir. Bebek iki gündür iyi durumda olduğu için Pedro doktoru reddeder. Doktor ise çocuğa bir ilaç içirir ve çocuğun ateşlenebileceğini söyler. Dediği gibi bebek ateşlenir ve doktor o esnada yeniden gelir ve çocuğun ateşini geçirir. Doktorun asıl amacı Pedro’nun inciyi nereye sakladığını öğrenmektir. Gerçekten konuşurlarken Pedro’nun gözü inciyi gömdüğü yere kaçar ve doktor incinin yerini öğrenir. Gece uyurlarken birinin geldiğini hisseder ve boğuşurlar. Boğuşma esnasında Pedro adamı bıçakla öldürür. Hırsızlar ayrıca yangın çıkartmıştır ve bazı saz evler yanmıştır. Pedro ve eşi kaçamaya karar verirler ama kayıklarının da delindiğini görürler. Pedro’nun karısı ona devamlı bu incinin uğursuz olduğunu ve ondan kurtulmaları gerektiğini söylemektedir. Yürüyerek kaçmaya karar verirler.


Yürüyüş esnasında kayalık bir arazide mola verirler. Dinlenirlerken yoldan birilerinin geçtiğini farkederler. Sessizce dinlerler ve bunların peşlerine düşen kelle avcıları olduklarını anlarlar. Artık arazide daha dikkatli olmaları gerekmektedir. Gece olunca bir kaya kovuğuna yerleşirler. Kelle avcıları ise elli metre ileride su başında yatmaktadır. Pedro adamları öldürmek için harekete geçer. Yaklaştığı esnada bebeğin ağladığını duyar. Avcılar da duymuştur ve bunu bir kurdun sesi sanmışlardır. Zarar vermesin diye sesin geldiği yöne nişan alırlar ve ateş ederler.
Ertesi sabah köylüler Pedro ve eşinin köye döndüklerini görürler. Yanlarında bebekleri yoktur. Pedro’nun karısının elinde kanlı bir şal durmaktadır. Köylüler bebeğin öldüğünü anlarlar. Pedro ve karısı deniz kıyısına giderler ve onlara devamlı uğursuzluk getirmiş olan bu inciyi denize,geldiği yere geri gönderirler.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Yoksul ve cahil insanlar yaşamın kendileri için hazırladığı yaşam çizgisinin dışına çıkamazlar.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE SAHIŞLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Bebeğin akrep tarafından sokulması büyük talihsizliktir. Pedro’nun çevresindekilerin inciyi ele geçirmek her türlü yola başvurmaları insanların para için herşeyi yapabileceği gerçeğini yansıtır.
ŞAHISLAR:
Pedro : Dürüst,fakir,devamlı ezilmiş ama umutlarını hala kaybetmemiş biridir. Ailesini düşkündür ve onlar için kendisini tehlikeye atmaktan kaçınmaz.
Pedro’nun Eşi: Fedakar bir kadındır. Romanda kocası bir kez ona vurur. Ama bundan dolayı gücenmez. İncinin uğursuz olduğuna inamakta ve ondan kurtulmaları gerektiğine inanmaktadır.
Doktor : İnsanları küçümseyen, paraya düşkün ve para için her türlü kötülüğü yapmaya hazır olan biridir.

5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Bu kitabın özetini yeni okudum. Yazarın insanların para düşkünü olduklarını anlatması ders alınması gereken bir durum ve maalesef acı gerçeklerden biridir insanlardaki bu para hırsı. 



 
Apr
30
    
KİTABIN ADI : SEFİLLER
KİTABIN YAZARI : VICTOR HUGO
YAYINEVİ : VARLIK YAYINLARI
BASIM YILI : 1992

KİTABIN KONUSU

Bu romanda Jean Valjean adlı bir köylünün, 19. yy.’un ilk 30 yılındaki serüvenleri anlatılır.Valjean aç ailesini doyurmak için ekmek çaldığından bir kadırgada kürek çekmeye mahkum edilmiştir.

ESERİN ÖZETİ

Birkaç kez kaçma girişiminde bulunduğundan mahkumiyet süresi 19 seneye çıkarılır 1815’de serbest bırakılır. Valjean Güney Fransa’da D kasabasına gider. Bir kürek mahkumu olduğundan kimse onu barındırmak istemez. Sonunda yaşlı ve çok iyi bir insan olan kasabanın piskoposu onu yanına alır ve ona çok iyi davranır. Valjean onun bu konuk severliğine piskoposun yemek takımlarını çalmakla karşılık verir. Polis kısa bir süre sonra Valjean’I yakalar ve piskoposa getirir piskopos Valjean’I hayrete düşürürcesine, yemek takımını Valjean’a hediye verdiğini söyler. Valjean’ın karşılaştığı bu durum onu derinden etkiler. Ondan sonra piskoposun güvenine layık olmaya mümkün olduğu kadar erdemli ve dürüst bir hayat sürmeye söz verir.

Valjean yıllar sonra takma bir adla Kuzey Fransa’da mücevherat üreticisi olarak devam ediyordur. Üretimde bir iki basit gelişme gerçekleştiğinden şimdi varlıklı bir insandır. Kasaba halkının güvenini kazanmış ve hatta belediye başkanı bile seçilmiştir. Kasabanın müfettişiJavert, tam bir dedektiftir ve amirinin kişiliğinden şüphe eder. Onu tam yakalattıracağı sırada adının Valjean olduğu bir diğer insanın başka bir suçtan yakalandığını ve tekrar kadırgaya gönderileceği haberini alır. Çok mahçup duruma düşen polis müfettişi belediye başkabıbdan özür diler, onun hakkında şüphelere düştüğünü anlatır. Valjean kendi adını taşıyan suçsuz bir insanın acı çekmesinden ötürü vicdan azabı duyar. Kahramanca bir hareketle mahkemeye gider, kendisini tanıtır ve kendi isteğiyle kürek mahkumluğuna döner. Birkaç yıl sonra tekrar kaçar ve kuzeye gider. Üretici olarak iş yaptığı yılların karşılığı olan parayı buraya gömmüştür. Para onu rahatça geçindirebilecek ve çevresinede yardım etmesine de imkan verecektir. İlk işi Cosetta adında bir kızı aramak olur. Kız bir zamanlar yanında çalışan Fantina’nın kızıdır. Fantina kızına bakmak için fahişelik yapmıştır. Fantina artık ölmüştür ve onu yetiştiren üvey anne ve babası ona kötü muamele etmektedir. Valjean onu evlatlık alır ve ona derin bir sevgiyle bakmaya başlar. Beraberce Parise giderler. Valjean bir rahibe manastırında bahçıvan olarak çalışmaya başlar ve Cosette da manastırın okuluna gider.

Cosetta büyüyünce Parisli bir öğrenci olan marius Pontmercy adında bir genç onunla ilgilenir. Cosette ve Marius, Paris’in Luxenburg Gardens adındaki parkında tanışırlar ve Valjean’ın kendisini ve Cosette’yi gizli tutmasına rağmen gizliden gizliye mektuplaşırlar.

Olaylar, ülkedeki iç huzursuzluklar sırasında doruğa ulaşır. Sosyalistler 1832’de, Paris’te hanedanlığa karşı başarısız kalan bir baş kaldırma hareketine girişirler Marius ve arkadaşları bu isyanda yer alırlar ve sosyal adalete bağlılığından ötürü kim olduğunun meydana çıkmasına bile aldırış etmeyen Valjean da isyana katılır. Sokak çatışmalarının ortasında eski düşman Javert ile karşılaşırlar. Onun bütün hayatı şimdi ellerindedir.Gerçi bir tek kurşun Javert’I ortadan kaldıracaksa da Valjean Jvert’ı serbest bırakır. Valjean’ın bu davranışı Javert’in, kesin meşruiyet ve hukuka dayanan ahlaki dünyasını alt üst eder. Hayatında ilk defa olarak bir mahkumun kanuna saygı duyan bir vatandaştan daha iyi bir insan olacağını düşünür ve kendini öldürür.

Bu arada barikatlar ardına çekilen isyancılar çevrilir. Karşı tarafın kuvvetleri daha fazladır. Çarpışmalar sırasında Marius ağır yaralanır. Valjean Marius’u, sırtında taşıyarak yer altındaki lağım kanallarına götürür. Burası hoş bir yer olmasa da, çatışma alanından uzaktır. Kendisini tamamen kaybetmiş ve hemen hemen ölü olan Marius, büyükbabasının evine getirilir. Marius hayatını kimin kurtardığını bilmemektedir.

Valjean, Cosette ile Marius arasına girmemeye karar verir. Cosette’nin Marius’u sevdiğini ve onunla evlenmek istediğini anlar. Cosette’ye büyük miktarda para verdikten sonra inzivaya çekilir. Marius önceleri bunu kabul eder fakat hayatını kurtaranın Valjean olduğunu öğrenince Cosette ile birlikte son bir defa görmek için ihtiyar adamın yatak ucuna giderler. Valjean ölüm yatağında, seneler önce, evliya gibi biri olan psikopozun inanılmaz bir jestle kendisine hediye ettiği ve böylece Valjean’ın ruhunu kazandığı gümüş şamdanlığı Cosette’ye hediye eder.

ANAFİKRİ

Kendisine her zaman kötü davranılan bir mahkumun, kendisine iyi davranan biriyle
beraber olduğu zaman kişiliğinin ve davranışlarının iyiye doğru gidişatı gözlenmiştir.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ

JEAN VALJEAN: Romanın kahramanı. Önceleri basit, çalışkan bir köylüyken sonradan bir mahkum olarak hayata küskünlük duyar.

JAVERT: Hiç bir zaman satın alınamayacak kadar namuslu bir polis memuru.

MARIUS PONTMERCY: Albayın oğlu. Kendisini babasının anısına adıyan bir genç.

COSETTE: Fantine’nin kızı, Valjean’ın evlatlığı. Sevimli bir kız.

FANTINE: Karakteri bakımından iyi bir kız ise de şartlar onu bir fahişe olmaya zorlar.

KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Eserde tarihsel olaylar, kişilik çözümlemeleri, siyasal düşünceler, insanlar arasındaki günlük ve basit ilişkiler iç içe ve büyük bir ustalıkla anlatılmıştır.



 
Apr
30
    
rhomantic | 30 Nisan 2008 13:14 | 0 fav | etiket:  

KİTABIN ADI : Gümüş Patenler
KİTABIN YAZARI : Elızabeth M. DODGE
YAYINEVİ VE ADRESİ : Akdeniz Yayıncılık Bağcılar / İSTANBUL
BASIM TARİHİ : Aralık 1998

KİTABIN ÖZETİ

Hans ve Gretel, babaları bir sel felaketinde baraj duvarlarını sağlamlaştırmaya uğraşırken talihsiz bir kazaya uğrayan ve bunun sonucu olarak kendini bilmez bir şekilde yatan fakir bir ailenin iki çocuğudur. Babanın sağlığında ailenin maddi durumu orta halli hatta zengin sayılabilir. Çünkü; baba çok çalışmakta, zor günler için gereksiz harcamalardan kaçınıp sürekli para biriktirmektedir. Aile ayda bir altın ayırarak hem bir para kesesi, hem de eski bir çorabın içini doldurmuştur. Baba kazadan hemen önce bir arkadaşından şüphelenerek kimseye haber vermeden, uzun uğraşlar sonucu biriktirmeyi başardığı bin altını saklamıştır. Tam eşi Meitje’e sakladığı altınların yerini söyleyecektir ki, kendisinin tam on yılına mal olacak baraj duvarlarının tamiratıyla bizzat ilgilenmek ister. Ayrıca baba evden ayrılmadan hemen önce eşine birde saat vermiş, kendisinden bunu iyi saklamasını istemiş, eşinin şaşkınlığı karşısında saatin hikayesini dönünce anlatacağını belirtip aceleyle yola çıkmıştır. Ne var ki; o talihsiz kaza meydana gelmiş, babanın hafızasıyla beraber paralar ve sırlar da karanlığa gömülmüştür.

Bu olay esnasında Hans beş, Gretel ise iki yaşındadır. Çocuklar annenin olağanüstü gayretleriyle büyümüş, ailenin yaşam standardı ise iyice düşmüştür. Öyle ki ısınmak için turbaları, yemek için ekmeği zor bulmaktadırlar. Bu yokluk içerisinde Hans onbeş yaşında, yaşına göre iri ve gürbüz bir erkek, Gretel ise on iki yaşında, zayıf ve çelimsiz bir kız çocuğu olmuştur. Yaşadıkları kulübenin 1 km. ilerisindeki gölde buz üzerinde danseder gibi kayan çocukları gördükçe içleri gitmekte ama paten alacak paraları olmadığı için Hans’ın tahtadan yaptığı patenlerle idare etmek zorundadırlar. Ev işlerinden ve çalışmaktan arta kalan 1-2 saatlik zamanlarında, bu gıcırdayan tahta patenlerle kaymak en büyük zevkleridir. Yaşıtları onları küçümsemekte, fakir diye aralarına almamaktadırlar. Hans ve Gretel ise almış oldukları iyi terbiyeden ve çok onurlu olmalarından dolayı kimseye ne sıkıntılarını anlatmakta, ne de kimsenin yardımını kabul etmektedir. Sadece çok iyi yürekli bir kız olan Hilda ve en az onun kadar iyi yürekli Piyer onlarla ilgilenmekte, durumlarına üzülmektedir. Birkaç kez çocuklara yardım etmek istedilerse de bu çabaları boşa gitmiştir. Yalnız Hilda, Hans’ın kardeşine yaptığı çok güzel işlemeli ağaç kolyeden kendisine de yaptırmış, ancak bu yolla yardım kabul ettirebilmiştir.

Kasabada çok büyük bir paten yarışı yapılacaktır. Hans ve Gretel bu yarışmaya katılmayı çok istedikleri halde patenleri ve paraları olmadığı için katılamayacaklardır. Ancak Hans Hildaya yaptığı kolyeden elde ettiği parayla kardeşine bir paten alır. Kendisi de çok istemesine rağmen kardeşinin mutluluğu daha önemlidir. Hans kazananın gümüş patenlerle ödüllendirileceği yarışmayı ve ödülü düşünmeksizin Gretel’in mutlu olmasını istemiş, yarışmaya girmemiştir.

Bu esnada baba iyice saldırganlaşmış, bir keresinde eşi Meitje’i ocağa atmak istemiştir. Bir şans eseri Hans çarşıya giderken Hollanda’nın en iyi cerrahı olan Dr. Boehman ile karşılaşır. Dr. Boehman, Hans’ı ilk görüşte dilenci zannetmesine rağmen daha sonra çocuğun samimiyetine inanır ve babasının tedavisini kabul eder. Nitekim bir hafta geçmeden ameliyat gerçekleştirilir. Babanın hafızası yerine gelmiş, hasta iyileşmeye başlamıştır. Doktor bu işlem karşılığında hiçbir ücret kabul etmemiştir. Bu arada yarışlar yapılmış, Gretel kızlar arasında birinci olmuştur. Erkekler arasında da Hans, Piyer’in kazanması için uğraş vermiş ve bunda da başarılı olmuştur.

Baba kazadan önce eşine emanet ettiği ve saklamasını istediği saati tekrar görmek ister. Hastasını kontrol için gelen Dr. Boehman, saatin üzerindeki yazılar okununca şaşkına döner. Çünkü bu saat onun yıllar önce kaybettiği oğluna aittir. Ralf Brinker eşine ve doktora saatin sırrını anlatır :

Saatin üzerinde L.J.B. yazmaktadır. Kazadan hemen önce onbeş yaşlarındaki bir çocuk Ralf Brinker’in bindiği kayığa koşarak gelir ve kendisini bir iki km. ileriye götürmesini ister. Ralf Brinker kayıkçı olmadığını ne kadar söylediyse de dinletemez ve çaresiz çocuğu on km. kadar götürür. Çocuk cebinden çıkardığı saati babasına vermesini ister. Ayrıca babasının adresine mektup göndermesini, kendisini orada bulabileceğini söylemesini ister. Ancak hemen sonra meydana gelen kaza sonucu hafızasını yitiren Ralf Brinker’ın, iyileştikten sonra hatırlayabildiği tek şey Tom Hings diye bir isimdir. Tam bu sırada kapı çalmış, Piyer yanında iki arkadaşı olduğu halde içeri girmiştir. Ellerinde kırmızı bir kutu vardır. Kutuyu masanın üzerine bırakıp hastanın durumunu sorarlar ve kutunun Gretel’in kazandığı gümüş patenlere ait olduğunu belirtirler. Kutuyu inceleyen Hans, kırmızı deriden, gümüş işlemeli kutunun üzerindeki yazıyı farkeder. Dikkatlice bakıp Tomas Hings yazısını seslice okur. Piyer’in arkadaşlarından birisi Tomas Hings diye birini tanıdığını, O’nun Birmingham’da yaşlı bir deri ustası olduğunu söyler. Bunu duyan Ralf Brinker birden Dr. Boehman’ın oğlunun Birmingham da Tomas Hings ‘in yanına gideceğini anımsar.

Dr. Boehman’ın oğlu, babasının yanında stajyer olarak görev aldığı dönemde bir hastaya yanlışlıkla yüksek dozda ilaç vererek ölümüne sebep olduğu için kendini affetmemiş, bu yüzden de kaçarcasına kasabadan uzaklaşmış, daha önce babasının hastalarından biri olan Tomas Higs’in yanına Birmingham’a kaçmıştır. Tomas Hings’in yanında çırak olarak işe başlamış, bir usta olunca da ustası tarafından ortak alınmıştır .Kısa bir süre sonra ustası ölür ve fabrikanın başına kendisi geçer. Artık yeni patronun ismi Loran Boehman’dır.

Tomas Hings’in Birmingham’ da olduğunu öğrenen Dr. Boehman, oğluna kavuşmak için yakaladığı bu fırsatı değerlendirerek Birmingham’a doğru yola koyulmuştur bile. Tomas Hings’in fabrikasını bulur ve Loran’la karşılaşır. İlk görüşte birbirlerini tanıyan Boehman’lar birbirlerine hasretle sarılıp, bu on yıl içerisinde gelişen olayları ilk kez birbirlerinin ağzından dinlerler. Birbirlerine kavuşmanın verdiği mutlulukla kasabaya geri dönmek için yola çıkarlar. Brinker ailesinde ise hem Dr. Boehman’a olan gönül borçlarını ödemenin, hem de on yıldır çektikleri sefaletin, gün ışığına çıkan altınların bulunmasıyla sona ermesinin mutluluğu yaşanmaktadır.

Ralf Brinker, Loran’ın kasabada kurduğu yeni fabrikasında dolgun ücretle işe başlamış, Hans doktorluk eğitimi almak üzere doktorun yanında kalmıştır.

Yıllar sonra Hans ülkenin sayılı doktorları arasına girmiş,Gretel ise Hollanda’da güzel, ünlü ve aranan bir ses yıldızı olmuştur. Ralf ve Meitje Brinker mütevazi ve onurlu hayatlarına devam etmişlerdir. Loran Boehman ise ülkenin sayılı tüccarları arasında yerini almıştır.

Yıllar önce kendilerini fakir diye hor gören çocuklar ise; kurmuş oldukları ailelerinin geleceklerinden bile şüphelidirler.

Sonuç olarak unutulmamalıdır ki; insanlar fakir diye hor görülmemeli, dış güzellik yerine ruh güzelliğine bakılmalı ve her zaman ne oldum değil, ne olacağım diye düşünmelidir. Yapılan iyiliklerin asla karşılıksız kalmayacağı bilinmelidir.



 
Apr
29
    
rhomantic | 29 Nisan 2008 09:36 | 0 fav | etiket:  

KİTABIN ADI : NEVA
KİTABIN YAZARI : Ilgın OLUT
YAYIN EVİ VE ADRESİ : Dünya Yayıncılık/İSTANBUL
BASIM YILI : 1998

KİTABIN KONUSU

Kitapta çok genişçe yer verilmekte olan gençlik yılları sendromu yaşanmaktadır.Yazarın bunu bu kitapta ne kadar iyi işlediğini görmakteyiz.Sonu acıda bitse kitap bize gençlik yıllarındaki bir erkek ve kızın ilişkilerini tam anlamıyla anlatıyor.

KİTABIN ÖZETİ

İlk olarak yolculuğumuza İzmir’de başlıyoruz.Lise yıllarındaki dört delikanlıyı tanıyoruz.Hepsinin kendine göre hayalleri var.Bütün gençler şehirlerindeki bir üniversitede okumak istiyor.Ama Ilgın illede İstanbul’u istiyor.Babasıda ünlü bir doktor olan Ilgın İstanbulda bir tıp fakültesini kazanıyor.İlk dört senesi çeşitli deneyimlerle geçiyor.Hep hayalindeki gerçek kızı arıyor.En sonunda istediği gerçek kızı Neva’yı buluyor.Birlikte çok mutlu oluyorlar.Hatta işleri o kadar ciddiye vardırıyorlar ki ailelerinide tanıştırıp nişanlanıyorlar.Tan evlenme arifesindeyken Neva’nın gençlik yıllarında yaptığı çok küçük bir hatadan kavga ediyorlar ve Neva intihar ediyor.Ilgın doğal olarak yıkılıyor ve kitap sona eriyor.

KİTABIN ANAFİKRİ

Kitapta verilmek olan çok kuvvetli iki olay var.Birincisi kesinlikle başkalarını geçiş olan gençlik hataları yüzünden yargılamayın.İkincisi hayata bakarken daha geniş bir pencereden uzanın.

OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Olaylar ve şahıslar yazar tarafından çok ince elenip sık döşensede akıcı kitap içerisinde çok iyi ayırt edilebiliyor.

ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Bana göre kitap konusu bakımından çok güzel bir kitap.Güzel olmasının iki nedeni var.Birincisi verilen olayın gerçekten alınmış olmasıdır.İkincisi yaşanılan olayların herkesin başına gelinebilir olması ve bundan ders alınması gerektiğidir.

YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ

Yazarın fazla bir yazarlık deneyimi olmadığını okuyan herkes anlayabilir.Ama yazar kitabında çağrışım tekniğiyle yazması hatasını azda olsa örtüyor.Yazarımız İzmir doğumludur.Bu kitap onun ilk denemesedir.Halen Ankara’da doktorluk yapıyor.



 
Apr
28
    
rhomantic | 28 Nisan 2008 09:30 | 0 fav | etiket: ,  

KİTABIN YAZARI : Halid Ziya Uşaklıgil

Kitabın Özeti

Ahmet Cemil,babasının ölümünden sonra,binbir güçlükle okulu bitirir ve kız kardeşini ve annesini beslemek için çalışmak zorunda kalır.Bunun için elinden fazla birşey de gelmemektedir.Çünkü yabancı dil bilmekten başka bildiği birşey yoktur.Ona kalsa,bütün çalışmalarını şiir üzerinde toplamayı;edebiyatımıza bir başka yön vermeyi ister. Ancak hayat mücadelesi onu çok genç yaşta karşılar.
Ali Şekip ,Hüseyin Nazmi gibi arkadaşlarıyla başlıca tartışma konusu budur zaten. Raci gibi kendisini kıskanan,arkasından dedikodular yaratan birine rağmen şiirde birşeyler yapacağına inanır . Bir yandan , Ahmet Cemil ,bu sarı , uzun saçlı, mavi gözlü ,kalem parmaklı genç, Hüseyin Nazmi’nin kızkardeşi Lamia’yı sever.Tek kaygısı onunla evlenmek,ona layık bir yuva kurabilmektir.Fakat bu mümkün olabilir mi? Olabilecek mi? Hep bunu hayal eder.


Okulu bitirdikten sonra ,zavallı genç çok sıkıntılı günler geçirir.Evlerine gittiğin öğrencilerin şımarıklıklarına katlanmak zorunda kalır.Ekmeğini kazanır ama, neler pahasına! Böylelerinden para kabul etmeğe mecbur kalmak ona pek ağır gelir . Başka çare de yoktur. Pek dayanamaz hale gelince , bu sefer kitapçılara polis romanları tercüme etmeye kalkar. O çağlarda pek sayılı olan bu kitapçılar da onun derisini yüzerler.Geceler boyu göz nuru dökerek yaptığı anlamsız tercümelere hiç denecek kadar az para verirler. Ne öyle eserleri tercüme etmek ister , ne de parasını üzüle üzüle almaya razı olur.


Ahmet Cemil, günün birinde “Mirat-I Şuun” adlı gazetede çalışmaya başlar. Hayatı az çok düzene girer. Hatta ,gazete sahibinin oğlu Vehbi Efendi, Ahmet Cemil’in kız kardeşi İkbal’le evlenir. O zaman Süleymaniye’de eski bir evde oturan Ahmet Cemil, kız kardeşini mutlu görmek hevesiyle güzel bir düğün yapar. Ama bu evlilik, o zamanın evlenme şartları yüzünden başarılı olmaz. Evlenenler daha önce birbirlerini tanımadıkları için bağdaşamazlar. Vehbi Efendi çok kaba, durmadan içen , küstah bir kimsedir. Öyle alçak bir heriftir ki, karısı hamile olduğu sıralarda beslemelerini okşayarak onlarla gönül eğlendirir. Ahmet Cemil bu adiliklere dayanamaz .Gülle dokunmaya kıyamadığı biricik kız kardeşinin hırpalanmasına, hatta dövülmesine razı olmaz. Bir gece, Vehbi, İkbal’I öyle hırpalar, durumunu düşünmeden öyle bir tekme atar ki zavallı kadın çocuğunu düşürür. Ahmet Cemil, çıldırmış bir halde, arkadaşı Ali Şekip’in dükkanına kendini atar. Ali Şekip’e anasınden aldığı küpeleri, yüzükleri emniyet sandığına rehin etmekte kendisine yardım için gitmiştir. Kız kardeşini ölümden kurtarmak gerekmektedir.Hiçbir önlem zavallı İkbal’i ölümün pençesinden kurtaramaz.
Hüseyin Nazmi, uzakça bir görevle dış işlerine tayin edilmiştir. Memmundur. Ahmet Cemil, bir gün onu ziyarete gider. Bir aya kadar memleketten ayrılacak olan Hüseyin Nazmi, sevineceğini sanarak Ahmet Cemil’e başka bir haber daha verir. Lamia’yı evlendiriyorlardır.O zaman Ahmet Cemil Lamia’ya ait tek tük hatıra kırıntılarını bir daha yaşar. Bunlar, Lamia’nın çocukluğu ile ilgilidir. Zihninde, kızı, ailesinin ısrarıyla evlenmeyi kabul etmiştir diye tasarlar.Bir an sevgisini itiraf etmeyi düşünür.Ama yoksulluğu, işşizliği aklına gelince bir yuva kuramayacağını kabullenir. Bundan da vazgeçer.
Önce kardeşi, sonra Lamia… Geriye ne kalmıştır?Eseri mi?Genç adam,bütün ömrürünü koyduğu şiirlerini bir an bile duraklamadan ocağa atıp yakar. Yaşamı gözlerinde yaşlar,ağzında acı bir lezzetle seyreder. O esrin bir anlamı kalmamıştır artık.


Madem ki Hüseyin Nazmi gidiyor, o da gidecektir. Bir gün Taksim bahçesinde oturuken ileriye ait tasarlarını, tasarladıklarını hatırlar. Şimdi o da Anadolu’da bir görev alıp gidecektir işte. Kendisine kırgınlıktan başka birşey sağlamayan bu İstanbul’dan kaçacaktır. Kararını yerine getirir. Dertli anasını alarak bir vapura biner. Gece karanlığında, son defa İstanbulu, Cihangiri seyreder. Deniz karanlık, gece karanlıktır. Vaktiyle Tepe başında, gece, gözlerine bir elmas yağmuru gibi görünen ışıklar sanki sönmüştü. Şimdi her taraf simsiyahtı. Oda,güneşten, hayatın biçareliğiyle alay eden ışıktan kaçarak,sonsuz bir yoklukta mutlu ve rahat, yuvarlanıp gidecektir.



 
Apr
27
    

Başarı Şimdi Aslanın Ağzında kitap özeti

BAŞARI NEDİR?

Tek kaleye gol atmanın zamanı geçti. Şimdi marifet Dünya Kupası’nda gol atmak. Artık bedava futbol yok golü atan parasını alıyor. Nasrettin Hoca anlatımıyla başarı helva yapmaktır. Bilimsel anlatım ile başarı, üretmektir. Birbirinin içinden geçen kırk iğne hikayesi. Kimsenin haberi olmayan başarı başarı sayılmaz. Günümüzde dünya pazarında talebi olan mal ve hizmeti üretmek başarı sayılıyor. Başarı neden şimdi aslanın ağzında?

KENDİNİZİ BAŞARIYA HAZIRLAYINIZ

Önce kendinizi geliştirin. Eğitim öğrenim devam eden bir şey. Her şeyin bir şeyini, bir şeyin her şeyini bileceksiniz. Günü, zamanı planlamak, her şeye vakit ayırabilmek için mutlaka not defteri kullanın.

AYAĞINIZI YERE SAĞLAM BASIN

Kökünüzü unutmayın. Dinin ve inancın önemini ihmal etmeyin. Aile müessesesine önem verin. Ailede huzur önemlidir. Karınıza çocuklarınıza vakit ayırın. Çocuklarınız iyi yetiştirin. Ölmüşlerinizi unutmayın.

BAŞARI İÇİN YOLA ÇIKMADAN ÖNCE HAZIRLIĞINIZI YAPIN

Ne istiyorsunuz? Önce ona karar verin. Alternatifler arasında tercihinizi yapın. Boşluğu yakalayın. Farklılıkları belirleyin. Fırsatları değerlendirin. Hedefinizi belirleyin. Ayran gönüllü olmayın. Zig zag yapmayın. Güçlük ile başarısızlığı birbirinden ayırmayı bilin. Başarısızlık halinde ısrarcı olmayın. Ama yılmayın. Cepheyi daraltarak dar cephede hücuma geçin. Geçmişe bağlanmayın ama geçmişten ders alın. Bir usta bulun. Ustanın yanında çıraklık deneyimi yaşayın. Üretimin hangi faktöründe yer alacağınızı açıklığa kavuşturun. Mal ve hizmet üretmek için mutlaka birisinin emek vermesi gerekir. Tek adam “one man show” devri geçti. Başarı örneklerini inceleyin. Takımınızı kurun. Her başarı öyküsü bir “çekirdek kadro” nun eseridir. Çekirdek kadroyu kaçırmayın, değiştirmeyin. Başarının her aşamasında, başarının mükafatını takım arkadaşları ile paylaşmasını bilin.

TAKIMI KURMAK KADAR KORUMAK VE KULLANMAK DA ÖNEMLİ

Adam yetiştirin. Kurum kültürünüzü yaşatın. Yöneticinin sabahtan akşama kadar masasının başından ayrılmaması dönemi geçti. Yöneticileriniz, size güvensin, siz yöneticilerinize güvenin. Bir yönetici manevi ve maddi tatmin var ise, takımdan ayrılmayı düşünmez. Takım arkadaşlarınızın kişisel sorunlarına ilgi duyun, huzurlu yaşamalarına yardımcı olun. Birlikte çalıştıklarınızı dinleyin.

ÇAĞDAŞ İMKANLARDAN YARARLANIN

Bilgi toplumunda insanın değeri arttı. Bilgili insan bilmiş insan değil, bilgideki değişimi izleyebilen insandır. İnsan kaynakları zenginleşti. Bugün dünyada en bol şey para. Önemli olan proje üretmek. Fizibilite (yapılabilirlik) çalışması, başarı arayana yol gösteriyor, başarıyı destekleyeceklere davetiye çıkarıyor. Sınırların kalkması, hem tedariki hem pazarlamayı kolaylaştırdı. Yardımcı müesseseler uzmanlık dallarında her türlü desteği veriyor. Toplum başarıya doymuyor, başarıyı destekliyor.

İŞVEREN OLARAK ÇALIŞMA ARKADAŞLARINIZI İYİ SEÇİN, ONLARLA BÜTÜNLEŞİN

Makinenin en iyisini nasıl seçiyorsanız adamında en iyisini seçeceksiniz. Bugün çalışanın başarısı da mahalle çapında, ülke çapında değil, dünya çapında değerlendiriliyor. Ucuzdur vardır illeti, pahalıdır vardır hikmeti. İşçiyi aldığı ücrete göre değil verimine göre değerlendirin. Çalışanlara yeteneklerine göre ücret verin. Çalışmayanı, çalışana taşıttırmayın. Çekirdek kadroyu koruyun. Çekirdek kadro ile bütünleşin.

MÜESSESELEŞİN AMA KİT’LEŞMEYİN

Başarının devamı için müesseseleşme şart. Müesseseleşmek çok zor bir iş. Başarılı insan isterse müesseseleşmeyi kendi gerçekleştirir. Hiçbir danışman firma, ısmarlama müesseseleşme formülü yazamaz. Aile ile işi ayırmayı bilin. Yaşınızı işinize bulaştırmayın. KİT’leşmeyin.

DEVLETTEN UZAK DURUN

İşinize politikayı karıştırmayın. Devletle iş yapmaya, devlete mal satmaya dönük tezgah ömür boyu işlemez.

BAŞARIYI YAKALAYANLARA ÖĞÜTLER

Başarıya ulaşan tek kişi siz değilsiniz. Başarının zevkini alın. Başarıyı paylaşmayı bilin. Vergiyi ve sosyal hizmetleri unutmayın. Ölümsüz değilsiniz. Kefenin cebi yok. Adınızı temiz tutmaya özen gösterin. Güvenilir olun. İnsanlara kucak açın. İnsanları kaçırmayın. Dünyada sadece siz yoksunuz. Başkaları da var. Evinizi işinize, işinizi evinize taşımayın. Şeyh uçmaz, onu müridleri uçurur. Yağcılardan kaçının. Hırçın olmayın. Hem kendinize hem başkalarına huzur verin. Dost olun, arkadaş olun. Dostunuz olsun, arkadaşınız olsun. Başarı ve para üstünlüğünü, güç üstünlüğü olarak kullanmayın. Hayat sadece işten ibaret değildir. Başka konulara da ilgi duyun. Başka konularda konuşun. Dinlemesini bilin. Küçük bir çevrenin içine hapis olmayın. İlgi duyduğunuz konuda rakiplerinizle tanışın, dostluk kurun. Sık sık beyin fırtınası toplantıları düzenleyin. Farklı kişileri ve farklı fikirleri dinlemekten korkmayın. Başarınızı, paranızı, şöhretinizi taşımayı bilin.

BAŞKALARINI DİNLEYİN, İŞİN PÜF NOKTASINI ÖĞRENİN, SONRA KENDİNİZE UYGUN DONU KENDİNİZ BİÇİN

Edward de Bono bilgi çağı bitti yeni dar boğaz düşünmek diyor. Claus Moller, “değişimi görmeyen başarıya ulaşamaz” diyor. Atasözlerinin yerini uzman sözleri almaya başladı. Özgün olun fark yaratın. Akıllı ama yaratamıyor. Delilik iyidir. Mantıklı olmaktan vazgeçin. Unutkanlık strateji oldu. Çok kültürlülük. Başarısızlığa alkış. Özgürlüğe mahkumuz.

BAŞARININ ZEVKİNİ ÇIKARIN

Ömür kısa hayat zalim. Yaşamadan ölmeyin, yaşayarak ölün. Başarının zevkini çıkarın. İnsan ölürken yaptıklarına değil, yapamadıklarına pişman olurmuş. Önemli olan yapmaktır, yapmak başarmaktır.

1 NUMARA OLMAK

Her şeyin 1 numarası vardır.

BİTİRİRKEN

Her bitiş bir yeninin başlangıcıdır. Burası Türkiye. Başarı para ile ölçülmez. Hayatım boyunca başarının peşinde koştum. Geriye bıraktığımız parayla değil eserler ile değerlendirileceğiz. İsmimin uzun yıllar yaşaması başarımın ölçüsü olacak.

Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.



 
Apr
26
    
rhomantic | 26 Nisan 2008 09:27 | 0 fav | etiket: , ,  
Kitabın Yazarı:Kathy Hendy
Kitabın Özeti
Hadyn ve Maggie isimli kuzenler ayrı ayrı yaşamları sürdürmektedir,biri şehirde, diğeri dağlarda hayatını sürdürürken ikisi de birbirlerinde nefret eden iki kuzendir. Handy şehirde şımarıklık yaptığı zaman ailesi tarafından hiç sevmediği hatta nefret ettiği dağ evine gönderiliyordu ve üstüne üstelik kuzeni de ondan nefret ediyordu ama sevmese de gitmek zorundaydı.
Handy bir kış gününde karlı bir havada dağ evine geldi,ama Maggie onu hiç hoş karşılamadı,zaten oda böyle bir şey bekliyordu.Akşam üzeri yemek saati yaklaşırken Maggie’in babası eve yaralı bir şekilde geldi,Maggie’in annesi onları beraber dağ evinde bırakıp şehre kocasını götürdü.Kızına da giderken dedi ki :
-Kızım fırtına çıkabilir siz evden bir yere ayrılmayın dedi.
Handy ve Maggie yalnız kaldılar,.Handy sabah olunca Maggie dedi ki:
-Ben gideceğim dedi Maggie gitme yolu bulamazsın kaybolur fırtınada ölür gidersin dedi.
Ama Handy onu dinlemedi ve ayrıldı.
Öğlene doğru büyük bir kar fırtınası çıktı Maggie de onun peşinde gitti,uzun aramalar sonucunda onu baygın bir şekilde buldu fakat onunda fırtınadan dolayı takati kalmamıştı.Onunda ayakları buz tutmuştu ve sonra ateş yaktılar bir mağarada ısındılar. Kar fırtınası daha da kötüye gitmeye başladı onların bulunduğu mağaranın azgının kapanacağını anlayınca açmaya çalıştı kapanması için bir şeyler yaptı. Handy onun hayatını kurtardığını anlayınca Maggie karşı büyük bir sevgi beslemeye başladı.
Çok büyük zorluklarla bir dağ evine sığındılar ve sonra fırtınanın geçmesini beklediler ve bu arada geçen sürede birbirlerine sevgileri daha da arttı.Eve ulaştıklarında anneleri çoktan babasıyla karşılaştılar ve başlarında geçen olayları anlattılar.Daha sonra Handy Maggie’i şehre götürmek için ikna etti.Onu şehre götürdü ona hediyeler aldı çok güzel günler geçirdiler ve sonra şehirden sonra beraber dağ evine gittiler orada bahar gelmeye başlamış çok güzel doğa güzellikleri ortaya çıkmıştı onlarla hayvanlar çok değişik bir yaşantını içinde buldu Handy kendine aslında sevdi de.Son bölümlerinde yazar biraz polyanacılık oynamış ve mutlu sona bağlamış biraz Türk filmlerini andırıyor.


 
Apr
26
    

Romanın yazarı Mehmet Rauf 1875 yılında İstanbul’da doğmuştur. Deniz Harp Okulu’nu bitirerek subay olarak hayata atılır. Serveti-Fünun edebiyat topluluğuna katılarak roman ve hikayeler yayınlamıştır.

Yazar 1908 yılında askerlikten ayrılır. Bu süreden sonra kendisini tamamen basın ve edebiyat hayatına vermiştir. Yazar 1932 yılında İstanbul’da ölmüştür.

Hikaye ve tiyatro eserleri de yazan Mehmet Rauf’un en başarılı yönü romancılığıdır. Romanda Halit Ziya’nın izinden giden yazar, psikolojik tahlillerde ondan daha başarılı olmuştur. Eylül en başarılı romanıdır. Daha sonra yazdıklarında kadın ruhunun derinliklerine inmeye çalışmıştır. Romanlarında; dili ve anlatımı bakımından, diğer yazarlara göre daha rahat ve tabiidir.

Bu romanında kişisel duyguları ile insanlık düşünceleri arasında çırpınan ve bunun savaşını veren bir erkek ve bir kadının dramını dile getirmektedir. Bahsedilen romanın kahramanları Suat, Necip ve Suat’ın kocası Süreyya Beydir.

Süreyya Bey ve Suat Hanım birkaç yıldır evli çifttir. Süreyya Bey memurdur. Fazla zengin olmadığı için babasının yardımıyla geçinmektedirler. Yazları genç çift; babasının çiftlik evinde yaşarlar. Babasından defalarca başka bir ev almalarını, kendilerini yalnız bırakmalarını istese de babası, oğlu Süreyya Beyin sözlerini dinlemez ve yeni bir ev satın almaz.

Süreyya ve Suat’ın evine, Süreyya’nın akrabası olan ve Süreyya’nın çok sevdiği, güvendiği Necip gelip gitmektedir.

Necip’in eve geliş gidişlerinde yine akrabalarından olan Hacer de eve gelir. Hacer, Necip’le ilgilenir, fakat Necip Hacer’e karşı ilgili değildir.

Suat; yaz aylarında yazlıkta bulunmayı çok ister. Suat, babasından yazlık kiralamak için para ister. Babası parayı gönderir. Necip ve Suat bir yalı kiralar eşyalarını oraya taşırlar. Bununla Sürayya’ya sürpriz yaparlar. Yalıda herkes hayatından mennundur. Necip, kış ayını da yalıda geçirmek istese de Süreyya buna izin vermez, konağa inilir.

Artık; Suat ve Necip birbirlerini çok sık görmezler. Hacer ve diğer komşuların dedikoduları iyiden iyiye yayılır. Bu konuşma ve dedikodular Suat ve Necip’in görüşmelerinin azalmasına sebep olur.

Mutsuz günlerin devam ettiği günlerden bir gün Necip, konağa ziyarete gider. O gün konakta yangın çıkar, herkes dışarı fırlar. Suat, bilerek yangında dışarı çıkmaz. Bunun üzerine Süreyya ve Necip, Suat’ın odasına dalarlar. Süreyya da tam odaya girmek üzereyken tavan alevlenir, odanın içindeki genç kadın ve genç erkeğin üstüne tavan çöker. Sonunda olanlar olur ve her ikisi de bu yangında ölür



 
Apr
26
    
rhomantic | 26 Nisan 2008 09:19 | 0 fav | etiket:  
Jake Cazelet Boston’un köklü ailelerinden birinin oğludur. Babası başarılı bir avukat ve senatördür. Jack Harvard’da hukuk öğrenimini görmektedir. Bir gün kolejin kafeteryasında öğrenciler yemek için sıraya girmişken Kimberley, sağ kolunu Vietnam’da kaybeden Teddy Grant’la dalga geçer. Buna dayanamayan Jack, Kimberley’le kavga eder ve onu döver. Fakat şiddete tahammülü olmayan dekan tarafından bir ay süreyle okuldan uzaklaştırılır. Bunun üzerine Jack okulu bırakarak orduya katılır. On sekiz aylık eğitimden sonra paraşüt birliğinde özel birimde teğmen olur. Kotum’daki yüksek rütbeli bir subayı Sanguya çekmek için helikopterle bölgeye giderken aşağıda bir çatışma görür. Helikopteri alçalttırıp aşağıya atlayarak çatışmaya katılır. Kazanılan çatışmanın sonunda Vietnam’ da öldürüldüğü veya kayıp olduğu bilinmeyen Fransız yabancı lejyonunda görevli yüzbaşı Jeonde Birissac’ i aramaya gelen güzel eşi Jacgueline de Brissac’ la tanışır. Çatışmadaki başarısından dolayı birlik komutanı tarafından yüzbaşı rütbesine terfi ettirilir. Jack görev süresi dolunca Harvard’a dönerek doktorasını tamamlar ve politikaya atılır. Bu arada otuz beş yaşında Alice Bead’le evlenir. Fakat Alice lösemilidir ve ölümle pençeleşir. Daha sonra jacgueline ölmediğini öğrendiği kocasının general rütbesine terfi ettiğini ve bir kızının olduğunu ama şimdi öldüğünü gazeteden öğrenir. Bu arada Jack’ ta senatör seçilir.
Cumhurbaşkanı’nın verdiği bir davette Jacgueline ile karşılaşır. Jacgueline ona kızının ondan olduğunu, çatışmadan sonraki gece hamile kaldığını söyler. Jack o geceden sonra Jacgueline’i bir daha hiç görmez. Karısı Alice sonunda lösemiden ölür. Üç yıl sonrada Jacgueline kanserden ölür. Onun mezarına gittiğinde Mariede Brissac yeni kızını görür. Jacgueline hastalandıktan bir iki yıl sonra her şey kızına anlatmıştır. Jack Cazelet ABD başkanlığına adaylığını koyar ve seçilir. Bu arada kendilerini vatan sever olarak lanseden birkaç İsrailli hadlerini bildirmek için başkanın kızını kaçırırlar. Seen Dillon İngiliz istihbarat örgütünün bir bölümünde çalışıyordur. Çok aranan bir teröristir. Yasa dışı olaylardan arandığı için Sicilya’da bulunuyordur. İsrailler onu da planlarında kullanmak için Maria’la aynı yere kaçırmışlardır. Dillon’u kaçırmalarının amacı başkan’ a üç ülkeye savaş açmak için bir antlaşma imzalamasını yoksa kızını öldüreceklerini söylemektir. Dillon bu işi Ferjuson yardımıyla yapacaktır. Başkan’ la buluştuklarında her şeyi anlatır ve bir plan yapar önünde beş günlük bir zaman vardır. Öldürülmüş rolü üstlenecek ve kimlik değiştirerek İsraillerin başı Judas’ı öldürecektir. Bütün bu işler yanında Blake Johnson ona yardım edecektir. Hemen planını tatbike geçer. Üçüncü bölge morgundaki ölü taklidinde kuzenin Gold ile onun öldüğüne iyice inanmıştır. Judas adıyla tanınan Albay Don Cevy Dillon’un ölmediğini anlayana kadar Dillon birçok kişiden birçok bilgiyi öğrenmiştir. Bu bilgiler ışığında planlarını geliştiremeye başlalar. İsrailliler Mariede Brissac’ı deniz kenarında bir şatoda rehin tutuyorlardır. Şatoya kadar tekne ile yanaşacaklar, daha sonra tekneden inerek kimseye görünmeden şatoya gireceklerdir. Olaylar aynen dedikleri gibi işler ve şatonun burçlarının dibine varırlar. Burçta bekleyen nöbetçiyi Dillon dikkatini çeker ve Blake rehin alır. Şato hakkındaki bütün bilgileri ondan alırlar. Zorlada olsa Mariede Brissac’a ulaşırlar. Tekrar geldikleri tekneye binerek olay yerinden uzaklaşmak isterler. Surat teknesiyle Albay Levy’de peşlerine düşer. Fakat Albay Levy’ni teknesi daha önce yerleştirilen bomba sayesinde havaya uçar. Mariede Brissac kurtularak babasına kavuşur.