| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Yazılar
 
Apr
25
    
rhomantic | 25 Nisan 2008 09:34 | 0 fav | etiket:  

VERONİKA BİR MANASTIRDA ODA KİRALAR.DÖRT KUTU HAP İÇEREK İNTİHAR EDER..KENDİSİNİ İNTİHAR GİRİŞİMİNDE BULUNMASININ NEDENİNİ İKİ NEDENE BAĞLIYORDU.BİRİNCİ NEDEN:YAŞAMINDAKİ HERŞEYİN HEP AYNI OLMASI VE GENÇLİĞİNİN SONA EREREK YAŞLANMAYA BAŞLAMASINDAN KORKMASI.İKİNCİ NEDEN İSEAHA FELSEFİYDİ.VERONİKA GAZETE OKUYAN,TELEVİZYON SEYREDEN,DÜNYADA OLUP BİTENLERDEN HABERDAR BİRİSİYDİ,ONA GÖRE HER ŞEY YANLIŞTI VE KENDİSİ HERHANGİ BİR ŞEYİ DÜZELTEBİLECEK DURUMDA OLMADIĞINI DÜŞÜNMESİYLE ACİZ OLDUĞU DUYGUSUNU GÜTMESİDİR.
BİR RAHİBE TARAFINDAN HASTANEYE KADIRILIR VE MİDESİ YIKANIR.KALBİNE İÇTİĞİ İLAÇLAR ZARAR VERİR VE BİR HAFTALIK ömürü KALIR.VİLETTE AKIL HASTANESİNE YATIRILIR.VERONİKA BURADA YENİ ARKADAŞLARLA TANIŞIR VE PİYANO ÇALMAYA BAŞLAR.HASTANEDE YATAN EDUARD ADINDA BİR KİŞİYE AŞIK OLUR.SON GÜNÜNDE HASTANENİN DIŞINDA ZAMANINI GEÇİREREK ÖLMEK İSTEDİĞİNİ DOKTORLARA SÖYLER.FAKAT DOKTORLA BUNA İZİN VERMEZ.AKŞAM OLDUĞUNDA EDUARD İLE BİRLİKTE HASTANEDEN KAÇAR.KENTİN EN PAHALI LOKANTASINA GİDERLER,EN GÜZEL YEMEKLERİNİ ISMARLARLAR VE EN PAHALI ŞARAPLARI İÇERLER.YÜKSEK SESLE KONUŞTUKLARI VE UYGUNSUZ DAVRANDIKLARI İÇİN GARSON TARAFINDAN DIŞARIYA ATILIRLAR.ONLAR DA KENTİN DIŞINDAKİ BOŞ BİR TEPEYE TIRMANIRLAR.BURADA İKİSİNİNDE UYKUSU GELİR VE TOPRAĞIN ÜSTÜNE UZANIRLA.SABAH OLDUĞUNDA VERONİKA ÖLMEMİŞTİ VE HALA YAŞAMAKTAYDI.HASTANADEKİ DOKTORLARIN DÜZENLİ VERDİĞİ İLAÇLAR VERONİKAYI ÖLÜMDEN KURTARMIŞTIR.

3. KİTABIN ANA FİKRİ : HAYATTA NEKADAR ZORLUKLARLA KARŞILAŞSAK BİLE YAŞAM SEVİNCİMİZİ ASLA KAYBETMEMELİYİZ.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : VERONİKA: HAYATTA HEP AYNI ŞEYLERİ YAPMAKTAN BIKMIŞ VE YAŞLANMAKTAN KORKMUŞ KORKAN BİRİSİDİR.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : KİTABIN KONUSU İNTİHAR ETMEK,ÖLÜM VE AKIL HASTALIKLARI OLDUĞU İÇİN OKUYUCUYU KARAMSAR DÜŞNCELERE İTMEKTEDİR.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ :
PAULO COELHO: RİO DE JANEİRO’DA DOĞDU.ROMAN YAZARLIĞINA BAŞLAMADAN ÖNCE, OYUN YAZARI, TİYATRO YÖNETMENİ. VE SEVİLEN BİR ŞARKI SÖZÜ YAZARI İDİ.1988 YILINDA YAYINLANAN ÜÇÜNCÜ KİTABI SİMYACI COELHO’YU EN ÇOK OKUNAN ÇAĞDAŞ YAZARLARDAN BİRİ YAPTI. ÖTEKİ KİTAPLARI; BRİDA, VALKÜRLER VE PİEDRA IRMAĞININ KIYISINDA OTURDUM,AĞLADIM’IDR.SİMYACI KIRİKİ ÜLKEDE YAYINLANDI,YİRMİ ALTI DİLE ÇEVRİLDİ.



 
Apr
24
    

Güzellik bakan gözdeymiş. Niyetmiş her şeyi güzelleştiren, olmazları olduran. Sevgi, açılmayacak sanılan, üzerine kilit vurulan tüm kapıların anahtarıymış. Tam da ümitsizliğe düşmeye ramak kala doğuruverirmiş güneşi üzerimize Yaradan; parlak ve sıcak… Tatlı dille, güler yüzle söylenen sözlere doyulmazmış…

Bu kitap, güler yüzle, düşünerek okunsun, yüreklerde sevgi dokunsun, insanlar sevdiklerine sevgiyle dokunsun, ellerindekinin kıymetini bilsin, yurdunu sevsin, kendini tanısın, bilsin diye yazıldı. Bir gece sabaha karşı ciyaklayarak dünyaya geldiğini cümle âleme duyuran çocuklar gibi, gece, sabaha karşı yazılmaya başlandı.

Herkes bana sorup dururken ‘Nasıl oluyor da bu kadar pozitif bir insan olmayı başarabiliyorsunuz?’ diye. Dilersek, karanlıkları bile nasıl aydınlatabileceğimizi, geceleri nasıl gündüz yapabileceğimizi anlattım dilim döndüğünce. Hep birlikte söyleyelim hadi. “Günaydııınnn gece!!!”

YAZAR HAKKINDA
1969′da Kırıkkale’de doğdu. 1994 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Bir süre Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’nda çeşitli programlar hazırlayıp sundu. Ardından bazı özel kanallarda sunuculuk yaptı. Halen STV’de Kimse Yok mu, TRT’de ise Çalsın Davullar ve Güne Başlarken adlı programları sunmaya devam ediyor. Gürpınar’ın daha önce yayımlanmış “Simidin İki Yarısı” ve “İkbal Gürpınar 2″ adlı şiir, “İkbal’den Masallar” adlı masal albümleri var. Gürpınar ayrıca geçtiğimiz yıl “İçimden Geldiği Gibi” isimli kitaba da imza attı.



 
Apr
23
    
rhomantic | 23 Nisan 2008 09:23 | 0 fav | etiket: ,  

Yazar kitabında konu olarak 1994 yılı itibariyle dünya dengelerindeki değişmeyi, yeni oluşumları, Türkiye’nin stratejik açıdan önemini ve izlemesi gereken politikaları, Türkiye’nin sosyolojik ve kültürel durumunu, Türkiye üzerinde oynanan oyunları ve özellikle etnik bölücülük konusunu ele almıştır.

Kitaba etnik tuzak isminin verilmesinin sebebi, Avrupa’daki siyasî ortamın 19. yüzyılın etnik ve dinî motiflerine döndürülmeye çalışıldığı ve adeta Ortodokslar arası bir yakın işbirliğine gidildiği bir ortamda, gelişme gücüne sahip ülkelerin önünün etnik tuzaklarla, azınlık senaryoları ile kesilmeye çalışıldığı görülmektedir. Önemli olan etniklik iddiası ileri sürülen sosyal gurubun, o ülkedeki ana kültür kimliğinden farklı olup olmadığının bilimsel olarak ortaya konması değildir. Kitle haberleşme araçlarını veya medyayı elinde bir politika silâhı olarak tutan süper güç veya güçler, eğer kendi menfaatlerine uygun olarak yapay bir etnikleştirme peşinde iseler; hedef alınan ülkelerin aydınları ve siyasetçileri de dış etkilere oldukça açık ve bilgi noksanı içinde iseler, o ülkeyi bir takım tehlikeler bekliyor demektir.

İşte günümüzde de Türkiye üzerinde birtakım oyunlar oynanıyor ve ülkemizdeki aydın kesim de buna alet olmaktadır. Almanya’nın Wresbaden eyaletinde yapılan bir araştırmaya göre Türkiye ve Orta Doğu bölgesi 47 etnik guruba ayrılmıştır. Bu guruplandırmanın hangi kritere göre yapıldığı bilinmemektedir ve bu araştırmanın tamamen siyasî maksatlı olduğu açıktır. Türkiyede ırk yönünden, kültür yönünden ve konuşulan dil bakımından böyle bir sınıflandırma yapmak mümkün değildir. Türkiye’de yaşayan insanlar arasında büyük farklılıklar yoktur. Türkiye’de yaşayan insanların % 98′i kendini Türk olarak adlandırmaktadır. Türkçe’den başka bir dil bilen kişi oranı ise % 8′dir. Türkiye’de etnik guruplandırma yapılamayacağı gibi asimilasyon kavramından da söz edilemez. Asimilasyon (eritme) azınlık gurubun ana gurupla sosyal mesafeye dayanan özelliklerinin ve hayat tarzının hakim guruba uydurulması sürecidir.

Türkiye kendi üzerinde oynanan oyunlara karşı uyanık olmak zorundadır. Türkiye gerektiğinde bu etnik oyunları kendine düşmanca tavır sergileyen ülkelere karşı kullanabilmelidir. Örneğin Fransa’nın Alsas-Loren’deki politikaları, Amerika’nın etnik yapısı, İran ve Yunanistan’daki Türklerin durumu, İngiltere’nin İrlanda ile problemleri gerektiğinde bu ülkelere karşı koz olarak kullanılmalı ve uluslar arası gündeme getirilmelidir. İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkemizde etnik bölünme yaratmak isteyen ülkelerdeki yapı da ülkemizdekinden pek farklı değildir. İngiltere’de Galli, İskoç, İrlandalı da bulunur ama milletin adı İngiliz’dir. Fransa’da Bask, Brotön, Oksitan ve Frank asıllılar vardır ama milletin adı büyük çoğunluğu teşkil eden hakim gurubun ismini taşır: Fransız…

Bu durum İspanya’da da böyledir; Belçika’da da. Bu ülkelerin hiç birinde bölgesel dillerle eğitim-öğretim yapılmaz. Yabancı dille eğitim ve öğretim ile yabancı dil öğrenimi arasındaki fark hesaba katılmalı ve bizde uygulatılmak istenen yerel bir dille eğitim-öğretimin sakıncalı olduğu dikkate alınmalıdır. Bu yerel dilin daha doğrusu lehçenin doğru dürüst bir alfabesi bile yoktur. Mahalli yöreler arasında farklılıklar göstermektedir.

1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla, Türkiye ve Türk dünyasının önünde yepyeni bir gelecek oluşmuştur. Türkiye’nin bölgedeki önemi artmıştır. Türkiye’nin artan önemi ve etkinliği müttefiklerimiz de dahil birçok ülkeyi rahatsız etmektedir. Amerika’nın, Almanya’nın, Rusya’nın ve İran’ın, Türkiye’nin önünü tıkamaya çalışacağı açıktır. Bölgenin petrol ve doğalgaz kaynakları kısacası enerji potansiyeli tüm dünyanın iştahını kabartmaktadır. Bu değişimi yıllar önce Atatürk hayattayken görmüş ve yapılması gerekenleri daha o yıllarda belirtmişti. Biz yıllar sonra bu gelişmeyi göremedik, kendimizi bu gelişmeye hazırlayamadık. Bölgede etkinliğimizi arttırmak için daha fazla çaba göstermeliyiz ve bölgede yaşayan kardeşlerimizle aramızdaki ortak dil ve kültürün geliştirilmesi konusunda ortak çalışmalar yürütmeliyiz.

Sosyoloji uzmanı olan yazara göre Türkiye’nin önündeki önemli problemlerden biri de sosyal ve kültürel hayattaki yozlaşma ve aile yapısının bozulmaya çalışılmasıdır. Günümüzde kadın konusunda bazı dergi ve kuruluşların birçok toplantı düzenledikleri görülmektedir. Bu çevrelerin cinsel özgürlük ve kadının militanlaştırılması konusundaki faaliyetleri gözden kaçmamaktadır. Bugün aile her toplumda vazgeçilemeyen ve alternatifi olmayan bir müessesedir. Aile yapısının zedelendiği toplumlarda da bu böyledir ve bu toplumlar normal aile ilişkilerini özendirici politikalar uygulamaktadırlar. Toplumun istikrarlı bir yapıya kavuşması için sağlam bir aile yapısına ihtiyaç vardır. Dinimizde ve kültürümüzde kadının çalışması konusunda herhangi bir engel yoktur. Türkiye’deki tartışma ”kadın çalışsın veya çalışmasın” şeklinde olmaktan ziyade, kadının çalışması halinde mutlaka kendini aileden soyutlayacağı varsayımına dayandırılmaktadır. Kadın böylece aileden kurtulacak ve özgürleşecektir. Oysa evliliklerin %’20 azaldığı Batı toplumlarında ”bugün çalışma hayatında yer alan kadını aile içi fonksiyonlarına nasıl kavuşturabiliriz?” sorusuna cevap bulmaya çalışılmaktadır. Kadının, erkeğin ve çocukların aile ortamı içinde sosyal çevrenin doğurduğu gerginlikleri gidereceği, mutluluk ve moral bulacağı beklentisi vardır. Batı ülkelerinde bugün evlilik dışı cinsel ilişki, kocasız annelik gibi hususlar “social deviance” sosyal sapma olarak görülmektedir. Aile yapısını bozucu medya ve televizyon yayınları engellenmeli ve aile yapısının korunması için gerekli önlemler alınmalıdır.

Sonuç olarak yazar kitabında Türkiye’nin önünü tıkamak, gelişmesini önlemek için Türkiye üzerinde oynanan oyunları ve bu oyunları engellemek için yapılması gerekenleri, uygulanması gereken politikaları incelemektedir. Sosyoloji uzmanı olan ve Türkiye gerçeklerini iyi bilen yazar, konuyu kapsamlı bir şekilde ele almış, yapılan yanlışları ve yapılması gerekenleri açıkça belirtmiştir. Etnik bölünme, toplum üzerindeki televizyon ve medyanın etkisi, çağdaşlaşma, asimilasyon ve kültürel kimlik konusundaki tespitleri dikkate değerdir. Bence de siyasette yıllarca tartışma konusu olan Garplılaşmak, Türkleşmek ve İslâmlaşmak fikirleri günümüzde bir senteze doğru gitmektedir. Bugünün koşullarına ve ihtiyaca göre Türk aydını ve politikacısı bu 3 tarzın hepsini kullanmak ve değerlendirmek zorundadır. Bağnazlığı ve tutuculuğu bırakıp ülke yararlarını ve çıkarlarını her şeyin üstünde tutmak zorundadırlar. Dış politikada daha akılcı, cesur ve uzun vadeli politikalar üretilmelidir.

Tarih boyunca ve günümüzde, ülkenin aydın kesimi arasında yer alan biz ordu mensupları, oynanan bu oyunların farkında olmalı ve çevremizdeki insanları bu konuda bilinçlendirmeliyiz. Konuşurken dikkat edilmeyen ve yanlış kullanılan birkaç kelime ve kavramla bile bu tür oyunlara kolayca alet olunabileceği unutulmamalıdır. Ülke yararına olan birçok konuda olduğu gibi biz askerler bu konuda da başı çekmeli ve diğer vatandaşlarımıza örnek olmalıyız.



 
Apr
22
    
rhomantic | 22 Nisan 2008 09:17 | 0 fav | etiket:  

BÖLÜM 1 : NEREYE GİTTİĞİNİZİ BİLİYORSANIZ, YOLCULUK DAHA EĞLENCELİDİR.
BÖLÜM 2 : AMACINI BİLMEK

BÖLÜM 3 : AZAMİ POTANSİYELİNİZE ULAŞMAK
BÖLÜM 4 : BAŞKALARINA YARARLI TOHUMLAR EKMEK

BÖLÜM 1 : NEREYE GİTTİĞİNİZİ BİLİYORSONIZ, YOLCULUK DAHA EĞLENCELİDİR.
İnsanların başarıyı tanımlamakta genellikle zorlandıkları her zaman gözlenmektedir. Oysa başarının ne olduğunu bilmiyorsanız, ona nasıl ulaşılacaktır. Bu yüzden sizin için anlam taşıyacak bir başarı tanımı ortaya koyalım: BAŞARI BİR YOLCULUKTUR.
Bu kitapta sağlanmak istenilen şeyler şunlardır. Sizin kendi kişisel başarı resminizi çıkarmanıza yardımcı olmak, başarı yolculuğunda uyulması gereken kuralları öğretmek sorularınızın çoğunu yanıtlamak ve sizi kendinizi değiştirip gelişmenizi sürekli kılmak için ihtiyacınız olan şeylerle donatmak. Bu süreçte başarının herkese göre olduğunu onlayacaksınız.
Başarının elde edilmesinde yada bir hedefe ulaşmakta yanlış anlayışların bir kaçı şunlardır.
ZENGİNLİK : Başarı hakkındaki herhalde enyaygın yanlış anlama başarının parayla eş tutulmasıdır. Pek çok insan, para biriktirdikleri zaman başarılı olacaklarına inanır. Oysa zenginlik, kendiliğinden mutluluk yada başarı getirmez.
ÖZEL BİR DUYGU : Başka bir yaygın yanlış anlama, insanların kendilerini başarılı yada mutlu hissettikleri zaman başarıya ulaştıklarıdır. Ancak kendini başarılı hissetmeye çalışmak herhalde varlıklı olmaya çalışmaktan daha da zordur.
ÖZEL VE DEĞERLİ MALLAR : Bir şeyi çok fazla istediğiniz ve ona sahip olsaydınız yaşamınızın ciddi ölçüde değişeceğine inandığımız bir durum olmuştur. Oysa başarı bu şekilde ölçülmez ve ulaşılmaz, eşyalar olsa olsa geçici bir zevk verir.
GÜÇ : Güç bir karakter testidir. Abraham Lincoln dediği gibi “Herkes zor duruma düşebilir, ama bir insanın karakterini denemek isterseniz gücü onun eline verin.” Güç, kişisel bütünlüğü olan bir insanın ellerinde muazzam yarar sağlarken; bir başkasının elinde korkunç yıkımlara neden olur.
BAŞARI : Başarı birbiri peşi sıra yerine getirilmeye çalışılacak bir hedefler listesi değildir, gidilecek bir yere ulaşmak da değildir. Başarı bir yolculuktur.
Başarının elde edilmesinde yada hedefe ulaşmakta yapılması gereken şeylerden bazıları şunlardır.
Amacını bilmek, Potansiyelinize ulaşmak, Başkalarına yararlı olmak isteğidir.
BÖLÜM 2 : AMACINI BİLMEK
Başarı bir yolculuktur Belirli bir yere vardığınız yada belirli bir hedefe ulaştığınız zaman birdenbire başarılı olmuş olmazsınız. Ama bu, varacak bir hedef saptamadan yolculuk yapmanız gerektiği anlamına da gelmez. Hangi yöne gitmekte olduğunuzu bilmezseniz amacınızı yerine getiremez ve potansiyelinize ulaşamazsınız. Gideceğiniz yeri saptayıp ona doğru yelken açmanız gerekir. Başka bir değişle, hayalinizi keşfetmeniz gerekir.
Hayali olan bir insan, yükselmek için nelerden vazgeçmek istediğini bilir. Hayalimiz bize yön kazandırır, potansiyelinizi arttırır, önceliklerinizi belirlememize yardım eder ve çalışmalarımıza değer katar.
Geleceğimizi yönlendirmek tutumumuzla yakında ilgilidir. Tutum, başarılı bir insana damgasını vuran ilk özelliktir. Olumlu tutumu olan, olumlu düşünen ve iddialı olmayla zorlukları seven bir insan, başarının yarısını elde etmiş demektir.
Başarı yolculuğunda gezinin ilk bölümü, son bölümü kadar önemlidir. Buradaki temel yön, gideceğin yere doğru sürekli hareket halinde olmaktır. Nitekim hedefleri belirlemek de bunun sürekliliğini sağlamanın en iyi yoludur. Hedefler amaç duygunuzu harekete geçirir ve size gidin der.
BÖLÜM 3 : AZAMİ POTANSİYELİNİZE ULAŞMAK.
Gelişmessek gerçekten yaşayamayız. Gelişmek, bilinen amaç sınırlayıcı kalıplardan güvenli ama ödül getirmeyen çalışmalardan, artık inanılmayan değerlerden, anlamını kaybetmiş ilişkilerden vazgeçmek anlamına gelir.
Bir şeyleri yaparken başarısızlığa uğramaktan korkmamalı. Tekrar tekrar başarısızlık yaşadığınız halde bu durumdan ders çıkarmaktan vazgeçmiyorsanız, hatalarınızın sizi yeniden yönlendirmesine olanak tanıyın. Belki gerçekten size göre olmayan bir yerde çalışıyorsunuz Bu sizin kötü yada yanlış birisi olduğunuz anlamına gelmez. Sadece yeni bir ayarlama yapmanız gerektiğini gösterir. Bir kapı yüzünüze tekrar tekrar kapanmışsa, açılıp açılmayacağını düşünerek orada çakılıp kalmayın. Başka bir açık kapı aramak için etrafınıza bakın.
Başarı yolculuğunda size karakterinizden daha iyi hizmet edecek olan başka hiçbir özellik yoktur. Robart Cock derki; “Karakterin yerin; hiçbir şey tutamaz. Beyin satın alabilirsiniz, ama karakter alamazsınız.”
Karakter yalnızca ilerlemenize yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda yol boyunca doğru kararlar almanızı da sağlar.
BÖLÜM 4 : BAŞKALARINA YARARLI TOHUMLAR EKMEK.
Bu bölümde kişilerin başarı yolculuğundaki önemli etkenlerden birininde aile olduğu anlatılmaktadır.
İnsanların değerler konusunda doğru yoldan sapmalarının nedenlerinden birisi, ailelerinin onlara eskisi kadar özen göstermemesidir. Ortak değerler bir aileyi güçlendirir ve gelişme çağlarında çocuklar açısından özellikle yararlıdır. Ailenizle ortak değerleri paylaşma doğrultusunda çalışmaya başlamanın en iyi yolu, aşmak istediğiniz değerleri belirlemektir.
SONUÇ :
ANA FİKİR : Bir şeyleri başardım demekten çok, hedeflerimize, amacımıza ulaşmak ve içimizde var olan potansiyelimizi en iyi şekilde kullunarak etrafımıza faydalı olabilmek en önemlisidir.
Değişimden ve gelişimden yoksun, durdun bir yaşam sürmekten daha kötüsü olamaz. Değişimezsen gelişemeyiz.



 
Apr
21
    

Bu kitabın amacı; belleğimizi daha etkili kullanma yollarını içeren bir alıştırma programı sunmaktır. Belleğimiz aslında pekala yapabileceği şeyleri aslında yapmıyorsa bunun tek nedeni bizim beynimizi işini yapması için serbest bırakmamızdır.
Kimsenin dalgınlıktan yada unutkanlıktan yakınması gerekmez. Bu kitabı yada bir benzerini okuduğumuz zaman yanılmaz bir hafızaya sahip olacağımız iddia edilmemekte ancak ne kadar çok çaba gösterirsek belleğimizin de o kadar kuvvetli olacağı vurgulanmaktadır.

Beyin, biz farkında olsakta olmasakta deneyimlerimizi saklayan geniş bir depo gibidir. Bununla beraber kendi gereksinimlerimiz ve anımsamak istediğimiz detayların bu gereksinimlerimizi karşılayıp karşılamayacağına karar vermek ve bu doğrultuda düşünmek hatırlama kapasitemizi genişletmemizi sağlar.
Dikkatimizi bir hedefe yönelterek belleğimizi bizim için en önemli, en acil, ve en verimli şeyler üzerinde odaklayabiliriz. Hatırlamak istediğimiz şeylere öncelik sırasında üst yerlerde tutar daha az önemli şeyleri belleğimizin daha alt taraflarına gönderebiliriz.
İçinde yaşadığımız dünyaya daha fazla dikkat göstererek bütün duyularımızı aynı anda seferber edebilir; fikirleri, sayıları, yüzleri, isimleri vb. hatırlamamıza yardımcı olacak daha fazla ipucu toplayabiliriz. Sürekli çalışan bir beyin uyuşuk bir beyinden daha iyi anımsar.
Konunun ana fikrini veren ipucu sözcükleri hem bir konuşmayı dinlerken hem de konuşma yaparken kullanacağımız çok yararlı araçlardır. Bunlar birer kanca gibi konunun çeşitli bölümlerini birbirine bağlayıp bir arada tutarak bu bölümlerin bir bütün halinde odaklanmasını sağlarlar.
Yapacağımız bir konuşmayı hafızamıza yerleştirmeye çalışırken aralıklı tekrar yöntemini kullanmak sözleri ve anlamlarını ezberlememizi kolaylaştırır. Konuşmayı ister bütün halinde ister parça parça ezberleyelim aralıklı tekrar yöntemiyle çok daha iyi sonuç alırız. Konuşmayı yüksek sesle kendi kendimize tekrarlamak ve sesli prova yapmak konuşma metnin belleğimize daha iyi oturmasını sağlar.
Okuduğumuzu anımsamamız ne kadar okuduğumuzdan çok nasıl okuduğumuza bağlıdır. Ne kadar etkin bir şekilde okursak ve beynimize ne kadar alıştırma yaptırırsak beynimiz de elbette o kadar iyi çalışacaktır. Göz gezdirme, tarama ve ön okuma hem yüzeysel bilgi edinmek için okuma, hem de derinliğine kavramak için okuma becerimizi yükseltir. Derinliğine anlamak için okuma ilgi, dikkat ve tekrar gerektirdiği gibi ipucu sözcüklerini not etmemizi yada en azından kenar notları almamızı gerektirir.
Görselleştirmeyi ve çağrışım ilkesini kullandığımızda adları ve yüzleri daha kolay anımsarız. Bu araçları anahtar sözcük alfabesiyle birlikte kullandığımız zaman yanılmaz bir sayı hafızasına sahip olabiliriz.
Belleğin geliştirilmesi için kullanılabilecek bir çok yöntem vardır. Bu sistemlerin nasıl çalıştığını anladığımız zaman bizde kendimize daha uygun kendi yöntemimizi geliştirebiliriz.



 
Apr
20
    
rhomantic | 20 Nisan 2008 10:04 | 0 fav | etiket:  

“Sofi’nin Dünyası” yayınlandığı 1991 yılından bu yana aralarında Korece, Rusça, Japonca, Arapça gibi diller de olmak üzere kırka yakın dile çevrilmiş ve yayınlandığı her ülkede en çok satan kitap olma başarısını elde etmiştir…
“Benzer insanların”, yüzeysel bilgilerin geçerli olduğu çağımızda, “3000 yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan günübirlik yaşayan insandır” diyen Goethe’nin günübirlik insanlarından olmama yolunda ciddi bir adım.
15. yaşgününü kutlamaya hazırlanan Sofi, bir gün posta kutusunda “Kimsin” yazılı bir not bulur. Bu sorudan hareketle, bütün bir felsefe tarihinde sorulmuş soruları ve cevapları, sürükleyici bir roman kurgusu içinde anlatan Jostein Gaarder, Umberto Eco’nun “Gülün Adı”nda Ortaçağ teolojisini romanlaştırma gücünü bu kitabında felsefede gösteriyor.

Gaarder (1952) özellikle gençliğe yönelik kitaplarıyla tanınan Norveçli bir felsefe öğretmeni.



 
Apr
19
    

Okumak, bizi farklı dünyaların kapısına kadar götürür,her sayfa bizim için yeni bir dünya yeni bir hayat demektir.

Okuma eylemi bize ne kazandırır?Okuduğumuz her kitaptan üç beş farklı kelime öğreniriz.Sadece yeni kelimeler midir öğrendiğimiz? Hayır! Kısa ve güzel,her yerde anlatabileceğimiz hikayeler öğreniriz.Sadece bu değildir elbette kitap okumanın yararı.Kitap okuyan insanların kelime hazinesi çok geniş olur;kelime hazinesi geniş olan birisi okuduğu yada dinlediği bir şeyi daha kolay ve hızlı anlar.En önemlisi çok okuyan birisinin konuşması çok güzel olur.Konuşması güzel olan birisini de herkes severek ve sıkılmadan dinler.

Okuma aynı zamanda yazma gücümüzü besleyen temel kaynaklardan biridir.Başkalarının gözlem ve yaşantılarını paylaşma,kişisel dünyamızın sınırlarını zorlama,okuma ile gerçekleşir.


 
Apr
18
    
rhomantic | 18 Nisan 2008 20:09 | 0 fav | etiket:  

Biraz param olursa kitap alırım; eğer artarsa yiyecek ve giyecek alırım… (Erasmus)

Her yerde mutluluğu aradım, ama onu sadece küçük bir kitabı okuduğum küçük bir köşede buldum… (Thomas A. Kempis)

Çok az kimse bunları okumaya zaman ayırsa dahi, güçlü yazılar kolektif kültürün bilincini yangın gibi aydınlatır… (Burke Hedge)

Birisinin hakkında bir şey okursunuz fakat bu size kendi hayatınızı düşündürür. İşin güzel yanı budur. Kitapları bundan dolayı severim. (Oprah Winfrey)

Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?… (Franz Kafka)

İster bilgece ister aptalca görünsün, bir kitabı okurken, o bana sanki yaşıyormuş ve benimle konuşuyormuş gibi gelir… (Jonathan Swift)

Yazı insan bilincini bütün diğer icatlardan daha fazla şekillendirmiştir. (Dr.Walter Ong)

Bir kitap, içimizdeki donmuş denize indirilmiş bir baltadır… (Franz Kafka)

Egzersiz beden için neyse, okumak da zihin için odur… (Anonim)

Okuma, insanın zihinsel giysilerini dokuyan bir tezgahtır. Bayağı şeyler okumak hem beyine hem kalbe bayağı giysiler dokur… (A.P.Gouthey)

Bir insan sadece iki şey vasıtasıyla bir şeyler öğrenir: Biri okumak, diğeri akıllı insanlarla birlikte olmak… (Wiil Rogers)

İçinde kitap olmayan bir oda ruhsuz bir beden gibidir… (Cicero)

Gücün yeni kaynağı birkaç kişinin elinde olan para değil, birçok kişinin elinde olan bilgidir… (John Naisbitt)

Geleceğin cahili okumayan kişi olmayacaktır. Nasıl öğreneceğini bilmeyen kişi olacaktır… (Alvin Toffler)

Nasıl okuyacağını bilen herkes kendini büyütme, içinde bulunduğu koşulları iyileştirme, hayatını doldurma, belirginleştirme ve ilginç hale getirme gücünü elinde tutar… (Aldous Huxley)

İnsanın bilgisi arttıkça huzursuzluğu da artar. (Goethe)

Umutlarımızın gerçekleşmesi için net düşünmeye, doğru değerleri seçmek için bilgeliğe ve harekete geçmek için yürekliliğe ihtiyacımız vardır. (Leslie Lipson)



 
Apr
17
    

En iyi kitapların okunması, geçmiş yüzyılların en büyük insanlarıyla konuşmak gibidir. (Descartes)

Okuyarak dünyamızı, tarihimizi ve kendimizi keşfederiz… (Daniel J.Boorstin)

Asgari okuyan asgari ücrete talim eder. (“Okuyun ve Zenginleşin” isimli kitaptan)

Cümleler zihnimize gerçekleri çakan çivilerdir… (Diderot)

Kitaplar sadece ilham vermek içindir… (Ralph Waldo Emerson)

Kitapsız yaşayamam… (Thomas Jefferson)

Kitabın hala fikirlerin temel taşıyıcısı olduğuna inanıyorum… (George Will)

Her okur bir lider değildir, fakat her lider bir okur olmalıdır… (Hanry Truman)

Gelecek, ihtiyacı olan şeyleri yapabilmek için neyi öğrenmesi gerektiğini bilenlerindir… (Denis Waitley)

Okumak zihni sadece bilgi malzemesiyle doldurur, okuduğumuzu bize mal eden düşünmedir… (John Locke)

Süratli okuma hakkında bir kursa gittim ve “Savaş ve Barış”ı 20 dakikada okumayı başardım. Olay Rusya’da geçiyor… (Woddy Allen)

Okuyabilen herkes derinden okumayı ve böylece daha dolu yaşamayı öğrenebilir… (Norman Cousins)

İyi yazma dekorasyon değil, mimarlıktır… (Ernest Hemingway)

Okuyanlar iki misli daha iyi görür… (Maender)

Bazı kitapların tadına bakılmalıdır… Diğerleri yutulmalıdır… Ve çok azıda çiğnenip hazmedilmelidir… (Francis Bacon)

Bazı öğrenciler bilgi pınarından içerler. Diğerleri sadece gargara yaparlar… (E.C. Mckenzie)

Bilge kişiler hayatın dertlerine çareyi kitaplardan bulurlar… (Victor Hugo)

Bir damla mürekkep bir milyon kişiyi düşündürebilir. (Lord Byron)

Size en çok yardımcı olan kitaplar sizi en çok düşündüren kitaplardır… (Theodore Parker)



 
Apr
16
    
rhomantic | 16 Nisan 2008 18:37 | 0 fav | etiket:  

John Trevanian | Roman / Amerikan Edebiyatı

Her zaman gizemli bir yazar olan John Trevanian, Şibumi ve Katya’nın Yazı adlı romanlarının üzerinden on beş yıl geçmesinin ardından Yirminci Mil romanıyla sessizliğine son verdi. Diğer tüm kitaplarında olduğu gibi bu romanında da görülen özgün kurgusu ve çarpıcılığıyla görkemli bir geri dönüş yaptı.

Trevanian Yirminci Mil ile bu kez vahşi batıya yöneliyor, kendine has gerilim ve heyecanla silahşör efsanesini anlatıyor. Usta yazar bu romanı ile, vahşi batı üzerine yazılmış bir çok kitaptan ve sinema filmlerinden daha karışık ve karanlık bir eser ortaya koymuş. Trevanian “western” türüne özgü bütün geleneksel malzemeyi kullanarak sürükleyici ve heyecanı yüksek bir kitap ortaya çıkarmış. Ayrıca kitabın sonunda, bir düşün - batının sonsuz çayırlarının - geçen yüzyılın sonunda nasıl tarihe karıştığına da tanıklık ediyoruz. Trevanian bütün bunları, okuyucuyu saran bir sürükleyicilik ve inanılmaz rastlantıları geleneksel bir tarzda toparlıyor.

Genç ve gizemli bir yabancı Yirminci Mil kasabasına gelir. Yavaş yavaş ve sezdirmeden kendisini kasaba halkına kabul ettirir. Ancak bu yabancı adam ile ilgili bir çok soru işareti vardır ama yanıtlar çok azdır. Adeta unutulan bu kasabaya bir süre sonra üç yabancı daha gelir. Bunlardan biri vahşi batının o güne dek gördüğü en vahşi ve en acımasız adamdır…

Trevanian, romanını, usta bir dokunuş ve sarsıcı bir yetenekle, beklenmeyen bir sonla bitiriyor. Elinizden bırakamayacağınız, insanı okumaya zorlayan ve hızla sayfaları çevirten bir kitap. Usta yazar, Amerikan efsanesinin arkasındaki acımasız gerçekleri ve acı yalanları gerçekçi bir anlatımla sergiliyor.