Evet bilindiği gibi aytuğ akdoğan ödüllü 1. seo yarışması ve yurtta barış dünyada barış yarışmasına 2.sayfadan merhaba demiştik bu blogumuzla ve 1.sayfaya kadar yükselmiştik. Ancak neden bilmiyorum ama şu an itibariyle yarışma sıralamasında kaybolduk:) Sanırım biraz backlink kasmakla giderilir bu problem..
Evet sevgili ziyaretçiler aytug akdogan ödüllü 1. seo yarışması ve yurtta barış dünyada barış yarışmada az önce 2. sayfadan başlangıç yaptık demiştim şimdi baktım 1. sayfada 9.sırada yerimizi almışız. İnşallah ilk 4 te yerimizi kapar ve kalıcı oluruz:)
Yarışmanın başladığı gün blog açmıştım ama sanırım blogun uzantısının uzun olmasından dolayı olsa gerek indexi çıkmadı sitenin. Dün önceden açılmış bir blogumla katıldım aytug akdogan ödüllü 1. seo yarışması ve yurtta barış dünyada barış yarışmasına anında indexledi ve bugünde 2.sayfada yerimizi almışız :) inşallah aytug akdogan ödüllü 1. seo yarışması ve yurtta barış dünyada barış yarışmasında üst sıralara çıkar yerimizi koruruz :)
"aytug akdogan ödüllü 1. seo yarışması ve yurtta barış dünyada barış"
Yarışmasının başlangıç ve bitiş tarihleri ve yarışma ödülleri aşağıdaki
gibidir.
Yarışma başlangıç tarihi : 18 Haziran 2008
Yarışma bitiş tarihi : 18 Ekim 2008 Saat 23.59
Yarışma ödülleri ;
1. olan site sahibine tam 500 YTL Nakit Para Ödülü 2. olan site sahibine tam 350 YTL Nakit Para Ödülü 3. olan site sahibine tam 200 YTL Nakit Para Ödülü 4. olan site sahibine tam 150 YTL Nakit Para Ödülü
Evet sevgili ziyaretçiler r10un seo danışmanı, aynı zamanda yakından tanıdığım arkadaşım aytuggg
yeni bir seo yarışması düzenledi ve bu yarışma benim gireceğim ilk seo
yarışması. Yarışmaya girecek olan arkadaşlara başarılar diliyorum ve
yarışmada 1. inşallah ben olurum :)
Yarışma kelimesi : '' aytug akdogan ödüllü 1. seo yarışması ve yurtta barış dünyada barış '' tırnak işaretinin içindeki kelimedir.Arama sonuçlarında direkt aratılan sonuca bakılacaktır.
Çok umutluydu Urla’nın tütüncü halkı bu yılki tütün fiyatlarının
yüksek olacağına inanıyorlardı. Bizim acemi aşık Ferit’ te. Binnaz’la
evlenmek için gerekli olacak parayı bütün bir yılını verdiği tütünü
satarak kazanacaktı. Eğer tahmin ettiği gibi fiyatlar yüksek olursa
ahım şahım bir düğün yapacaktı.
Tütünler ambarlarda, köylüler ise sigara dumanından göz gözü
görmeyen kahve köşelerinde bekliyorlardı. Buldukları eski bir radyo ile
sabahtan akşama kadar haber bültenlerini dinliyorlardı. Kendi
aralarında tahmini fiyatlar belirliyorlar ve sevinçten neredeyse
uçuyorlardı. Köyün yaşlıları ise bir köşeye çekilmiş gençlerin haline
acır bir tavırla oturuyorlardı.
Piyasanın acılmasına az bir zaman kala tütün eksperleri kasabaya
gelmeye başlamışlardı. Onların gelmesi ile birlikte kasabada kısa
süreli de olsa bir hareketlenme oldu. Kasaba doktoru’da tütün
piyasasına atılmıştı.
Urlaya tayini çıkmasından sonra tütüncülükte iyi para var diyerek bu
işe atılır. Doktorun piyasaya atılış sebeblerinden biriside karısının
çok paragöz olmasıdır. Sürekli kumar oynayan boşa para harcayan
karısından gizli olarak para biriktiriyordu.
Piyasanın acılmasına bir gün kala kasabada fırtınalar kopuyordu.
Durum çilesine vahimdi ki kahveler artık 24 saat hizmet vermeye
başlamıştı. Tütün sahiplerinin hepsinin uykusuzluktan gözleri şişmişti.
Son günlerde çıkan birkaç karamsar haber köylünün bütün hayallerini alt
üst etmişti. Ortam öylesine gergindiki kırk yıllık arkadaşlar bile en
küçük bir laftan alınıyorlardı.
O büyük sabah geldiğinde bütün tütüncüler tekelin önünde toplanmiş
tütün fiyatlarının açıklanmasını bekliyorlardı. Tütün eksperi beklenen
fiyatları açıkladı. Açıklanır açıklanmaz büyük bir uğultu kopmuştu.
Eksper beklenen fiyatın yarısını söylemişti. Daha sonra daha önceden
hiç planlanmış olmamasına karşın halkta toplu bir ayaklanma oldu. Kimse
tütününü satmayacaktı.
Büyük bir direniş doğdu bu direniş öylesine büyüktüki bütün Ege bu
dirernişe destek vermişti. Direniş büyüktü ama güçlü değildi. Onlarda
biliyordu ki böylesine büyük bir direnişi organize olmadan
sürdüremezlerdi.
Bütün Egeliler tütününü satınca bizim Urlalılarda tütünlerini ucuza
satmak zorunda kaldılar. Akıllanmışlardı artık en kısa zamanda bir
örgüt kuracaklardı. Bu sayade alıcılarla masaya oturup en azından kendi
dertlerini anlatabilecek bir kapı bulacaklardı.
Bugün 16 mayıs cuma. Bugünün önemi lazerin keşfinin icat edilmesidir. Lazerin keşfi şüphesiz büyük bir buluştur. Google sitesi bugünün önemini logo yaparak bildirmiş logo gayet güzel olmuş.
Pedro;Salinas’ta, deniz kıyısında, saz evlerde yaşayan yoksul
denizcilerden biridir. Evleneli çok olmamıştır. İlk çocukları maalesef
tedavi edemedikleri bir hastalıktan dolayı ölür. Artık umutları ikinci
çocukları olmuştur. Bir sabah bebeği bir akrep sokar. Pedro hızla
davranır ve akrebi öldürür. O ve eşi bebeği alır ve şehirdeki doktora
götürürler. Doktor zengin ve acımasız bir insandır ve paraları
olmadığını bildiği için çifti başından savar.
Eve döndükten sonra Pedro, bambudan yapılmış kayığını alır ve inci
avına çıkar. Kıyıdan açıldıktan sonra dalar ve dipten o güne kadar
görülmüş en büyük incilerden birini çıkarır. Evine döner ve eşine
gösterir.
Bu inciyi satarak kazanacakları parayla bebeği tedavi ettireceklerini
sonra onu okutup bu yaşamdan kurtulacaklarını planlarlar. O gün
Pedro’nun kardeşi ve karısı da evlerine gelirler ve tavsiyelerde
bulunurlar.Büyük incinin haberi tüm şehre ulaşmıştır. Doktorun ise inciye sahip
olup Salinas gibi bir taşra kentinden kurtulup Paris’e gitmeyi
planlamaktadır. Ertesi gün doktor uşağıyla tedavi için Pedro’nun saz
evine gelir. Bebek iki gündür iyi durumda olduğu için Pedro doktoru
reddeder. Doktor ise çocuğa bir ilaç içirir ve çocuğun
ateşlenebileceğini söyler. Dediği gibi bebek ateşlenir ve doktor o
esnada yeniden gelir ve çocuğun ateşini geçirir. Doktorun asıl amacı
Pedro’nun inciyi nereye sakladığını öğrenmektir. Gerçekten
konuşurlarken Pedro’nun gözü inciyi gömdüğü yere kaçar ve doktor
incinin yerini öğrenir. Gece uyurlarken birinin geldiğini hisseder ve
boğuşurlar. Boğuşma esnasında Pedro adamı bıçakla öldürür. Hırsızlar
ayrıca yangın çıkartmıştır ve bazı saz evler yanmıştır. Pedro ve eşi
kaçamaya karar verirler ama kayıklarının da delindiğini görürler.
Pedro’nun karısı ona devamlı bu incinin uğursuz olduğunu ve ondan
kurtulmaları gerektiğini söylemektedir. Yürüyerek kaçmaya karar
verirler.
Yürüyüş esnasında kayalık bir arazide mola verirler. Dinlenirlerken
yoldan birilerinin geçtiğini farkederler. Sessizce dinlerler ve
bunların peşlerine düşen kelle avcıları olduklarını anlarlar. Artık
arazide daha dikkatli olmaları gerekmektedir. Gece olunca bir kaya
kovuğuna yerleşirler. Kelle avcıları ise elli metre ileride su başında
yatmaktadır. Pedro adamları öldürmek için harekete geçer. Yaklaştığı
esnada bebeğin ağladığını duyar. Avcılar da duymuştur ve bunu bir
kurdun sesi sanmışlardır. Zarar vermesin diye sesin geldiği yöne nişan
alırlar ve ateş ederler.
Ertesi sabah köylüler Pedro ve eşinin köye döndüklerini görürler.
Yanlarında bebekleri yoktur. Pedro’nun karısının elinde kanlı bir şal
durmaktadır. Köylüler bebeğin öldüğünü anlarlar. Pedro ve karısı deniz
kıyısına giderler ve onlara devamlı uğursuzluk getirmiş olan bu inciyi
denize,geldiği yere geri gönderirler.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Yoksul ve cahil insanlar yaşamın kendileri için hazırladığı yaşam çizgisinin dışına çıkamazlar.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE SAHIŞLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Bebeğin akrep tarafından sokulması büyük talihsizliktir. Pedro’nun
çevresindekilerin inciyi ele geçirmek her türlü yola başvurmaları
insanların para için herşeyi yapabileceği gerçeğini yansıtır.
ŞAHISLAR:
Pedro : Dürüst,fakir,devamlı ezilmiş ama umutlarını hala kaybetmemiş
biridir. Ailesini düşkündür ve onlar için kendisini tehlikeye atmaktan
kaçınmaz.
Pedro’nun Eşi: Fedakar bir kadındır. Romanda kocası bir kez ona vurur.
Ama bundan dolayı gücenmez. İncinin uğursuz olduğuna inamakta ve ondan
kurtulmaları gerektiğine inanmaktadır.
Doktor : İnsanları küçümseyen, paraya düşkün ve para için her türlü kötülüğü yapmaya hazır olan biridir.
5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Bu kitabın özetini yeni okudum. Yazarın insanların para düşkünü olduklarını anlatması ders alınması gereken bir durum ve maalesef acı gerçeklerden biridir insanlardaki bu para hırsı.
KİTABIN ADI : SEFİLLER KİTABIN YAZARI : VICTOR HUGO YAYINEVİ : VARLIK YAYINLARI BASIM YILI : 1992
KİTABIN KONUSU
Bu romanda Jean Valjean adlı bir köylünün, 19. yy.’un ilk 30
yılındaki serüvenleri anlatılır.Valjean aç ailesini doyurmak için ekmek
çaldığından bir kadırgada kürek çekmeye mahkum edilmiştir.
ESERİN ÖZETİ
Birkaç kez kaçma girişiminde bulunduğundan mahkumiyet süresi 19
seneye çıkarılır 1815’de serbest bırakılır. Valjean Güney Fransa’da D
kasabasına gider. Bir kürek mahkumu olduğundan kimse onu barındırmak
istemez. Sonunda yaşlı ve çok iyi bir insan olan kasabanın piskoposu
onu yanına alır ve ona çok iyi davranır. Valjean onun bu konuk
severliğine piskoposun yemek takımlarını çalmakla karşılık verir. Polis
kısa bir süre sonra Valjean’I yakalar ve piskoposa getirir piskopos
Valjean’I hayrete düşürürcesine, yemek takımını Valjean’a hediye
verdiğini söyler. Valjean’ın karşılaştığı bu durum onu derinden
etkiler. Ondan sonra piskoposun güvenine layık olmaya mümkün olduğu
kadar erdemli ve dürüst bir hayat sürmeye söz verir.
Valjean yıllar sonra takma bir adla Kuzey Fransa’da mücevherat
üreticisi olarak devam ediyordur. Üretimde bir iki basit gelişme
gerçekleştiğinden şimdi varlıklı bir insandır. Kasaba halkının güvenini
kazanmış ve hatta belediye başkanı bile seçilmiştir. Kasabanın
müfettişiJavert, tam bir dedektiftir ve amirinin kişiliğinden şüphe
eder. Onu tam yakalattıracağı sırada adının Valjean olduğu bir diğer
insanın başka bir suçtan yakalandığını ve tekrar kadırgaya
gönderileceği haberini alır. Çok mahçup duruma düşen polis müfettişi
belediye başkabıbdan özür diler, onun hakkında şüphelere düştüğünü
anlatır. Valjean kendi adını taşıyan suçsuz bir insanın acı çekmesinden
ötürü vicdan azabı duyar. Kahramanca bir hareketle mahkemeye gider,
kendisini tanıtır ve kendi isteğiyle kürek mahkumluğuna döner. Birkaç
yıl sonra tekrar kaçar ve kuzeye gider. Üretici olarak iş yaptığı
yılların karşılığı olan parayı buraya gömmüştür. Para onu rahatça
geçindirebilecek ve çevresinede yardım etmesine de imkan verecektir.
İlk işi Cosetta adında bir kızı aramak olur. Kız bir zamanlar yanında
çalışan Fantina’nın kızıdır. Fantina kızına bakmak için fahişelik
yapmıştır. Fantina artık ölmüştür ve onu yetiştiren üvey anne ve babası
ona kötü muamele etmektedir. Valjean onu evlatlık alır ve ona derin bir
sevgiyle bakmaya başlar. Beraberce Parise giderler. Valjean bir rahibe
manastırında bahçıvan olarak çalışmaya başlar ve Cosette da manastırın
okuluna gider.
Cosetta büyüyünce Parisli bir öğrenci olan marius Pontmercy adında
bir genç onunla ilgilenir. Cosette ve Marius, Paris’in Luxenburg
Gardens adındaki parkında tanışırlar ve Valjean’ın kendisini ve
Cosette’yi gizli tutmasına rağmen gizliden gizliye mektuplaşırlar.
Olaylar, ülkedeki iç huzursuzluklar sırasında doruğa ulaşır.
Sosyalistler 1832’de, Paris’te hanedanlığa karşı başarısız kalan bir
baş kaldırma hareketine girişirler Marius ve arkadaşları bu isyanda yer
alırlar ve sosyal adalete bağlılığından ötürü kim olduğunun meydana
çıkmasına bile aldırış etmeyen Valjean da isyana katılır. Sokak
çatışmalarının ortasında eski düşman Javert ile karşılaşırlar. Onun
bütün hayatı şimdi ellerindedir.Gerçi bir tek kurşun Javert’I ortadan
kaldıracaksa da Valjean Jvert’ı serbest bırakır. Valjean’ın bu
davranışı Javert’in, kesin meşruiyet ve hukuka dayanan ahlaki dünyasını
alt üst eder. Hayatında ilk defa olarak bir mahkumun kanuna saygı duyan
bir vatandaştan daha iyi bir insan olacağını düşünür ve kendini öldürür.
Bu arada barikatlar ardına çekilen isyancılar çevrilir. Karşı
tarafın kuvvetleri daha fazladır. Çarpışmalar sırasında Marius ağır
yaralanır. Valjean Marius’u, sırtında taşıyarak yer altındaki lağım
kanallarına götürür. Burası hoş bir yer olmasa da, çatışma alanından
uzaktır. Kendisini tamamen kaybetmiş ve hemen hemen ölü olan Marius,
büyükbabasının evine getirilir. Marius hayatını kimin kurtardığını
bilmemektedir.
Valjean, Cosette ile Marius arasına girmemeye karar verir.
Cosette’nin Marius’u sevdiğini ve onunla evlenmek istediğini anlar.
Cosette’ye büyük miktarda para verdikten sonra inzivaya çekilir. Marius
önceleri bunu kabul eder fakat hayatını kurtaranın Valjean olduğunu
öğrenince Cosette ile birlikte son bir defa görmek için ihtiyar adamın
yatak ucuna giderler. Valjean ölüm yatağında, seneler önce, evliya gibi
biri olan psikopozun inanılmaz bir jestle kendisine hediye ettiği ve
böylece Valjean’ın ruhunu kazandığı gümüş şamdanlığı Cosette’ye hediye
eder.
ANAFİKRİ
Kendisine her zaman kötü davranılan bir mahkumun, kendisine iyi davranan biriyle
beraber olduğu zaman kişiliğinin ve davranışlarının iyiye doğru gidişatı gözlenmiştir.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ
JEAN VALJEAN: Romanın kahramanı. Önceleri basit, çalışkan bir köylüyken sonradan bir mahkum olarak hayata küskünlük duyar.
JAVERT: Hiç bir zaman satın alınamayacak kadar namuslu bir polis memuru.
MARIUS PONTMERCY: Albayın oğlu. Kendisini babasının anısına adıyan bir genç.
COSETTE: Fantine’nin kızı, Valjean’ın evlatlığı. Sevimli bir kız.
FANTINE: Karakteri bakımından iyi bir kız ise de şartlar onu bir fahişe olmaya zorlar.
KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Eserde tarihsel olaylar, kişilik çözümlemeleri, siyasal düşünceler,
insanlar arasındaki günlük ve basit ilişkiler iç içe ve büyük bir
ustalıkla anlatılmıştır.
KİTABIN ADI : Gümüş Patenler KİTABIN YAZARI : Elızabeth M. DODGE YAYINEVİ VE ADRESİ : Akdeniz Yayıncılık Bağcılar / İSTANBUL BASIM TARİHİ : Aralık 1998
KİTABIN ÖZETİ
Hans ve Gretel, babaları bir sel felaketinde baraj duvarlarını
sağlamlaştırmaya uğraşırken talihsiz bir kazaya uğrayan ve bunun sonucu
olarak kendini bilmez bir şekilde yatan fakir bir ailenin iki
çocuğudur. Babanın sağlığında ailenin maddi durumu orta halli hatta
zengin sayılabilir. Çünkü; baba çok çalışmakta, zor günler için
gereksiz harcamalardan kaçınıp sürekli para biriktirmektedir. Aile ayda
bir altın ayırarak hem bir para kesesi, hem de eski bir çorabın içini
doldurmuştur. Baba kazadan hemen önce bir arkadaşından şüphelenerek
kimseye haber vermeden, uzun uğraşlar sonucu biriktirmeyi başardığı bin
altını saklamıştır. Tam eşi Meitje’e sakladığı altınların yerini
söyleyecektir ki, kendisinin tam on yılına
mal olacak baraj duvarlarının tamiratıyla bizzat ilgilenmek ister.
Ayrıca baba evden ayrılmadan hemen önce eşine birde saat vermiş,
kendisinden bunu iyi saklamasını istemiş, eşinin şaşkınlığı karşısında
saatin hikayesini dönünce anlatacağını belirtip aceleyle yola
çıkmıştır. Ne var ki; o talihsiz kaza meydana gelmiş, babanın
hafızasıyla beraber paralar ve sırlar da karanlığa gömülmüştür.
Bu olay esnasında Hans beş, Gretel ise iki yaşındadır. Çocuklar
annenin olağanüstü gayretleriyle büyümüş, ailenin yaşam standardı ise
iyice düşmüştür. Öyle ki ısınmak için turbaları, yemek için ekmeği zor
bulmaktadırlar. Bu yokluk içerisinde Hans onbeş yaşında, yaşına göre
iri ve gürbüz bir erkek, Gretel ise on iki yaşında, zayıf ve çelimsiz
bir kız çocuğu olmuştur. Yaşadıkları kulübenin 1 km. ilerisindeki gölde
buz üzerinde danseder gibi kayan çocukları gördükçe içleri gitmekte ama
paten alacak paraları olmadığı için Hans’ın tahtadan yaptığı patenlerle
idare etmek zorundadırlar. Ev işlerinden ve çalışmaktan arta kalan 1-2
saatlik zamanlarında, bu gıcırdayan tahta patenlerle kaymak en büyük
zevkleridir. Yaşıtları onları küçümsemekte, fakir diye aralarına
almamaktadırlar. Hans ve Gretel ise almış oldukları iyi terbiyeden ve
çok onurlu olmalarından dolayı kimseye ne sıkıntılarını anlatmakta, ne
de kimsenin yardımını kabul etmektedir. Sadece çok iyi yürekli bir kız
olan Hilda ve en az onun kadar iyi yürekli Piyer onlarla ilgilenmekte,
durumlarına üzülmektedir. Birkaç kez çocuklara yardım etmek istedilerse
de bu çabaları boşa gitmiştir. Yalnız Hilda, Hans’ın kardeşine yaptığı
çok güzel işlemeli ağaç kolyeden kendisine de yaptırmış, ancak bu yolla
yardım kabul ettirebilmiştir.
Kasabada çok büyük bir paten yarışı yapılacaktır. Hans ve Gretel bu
yarışmaya katılmayı çok istedikleri halde patenleri ve paraları
olmadığı için katılamayacaklardır. Ancak Hans Hildaya yaptığı kolyeden
elde ettiği parayla kardeşine bir paten alır. Kendisi de çok istemesine
rağmen kardeşinin mutluluğu daha önemlidir. Hans kazananın gümüş
patenlerle ödüllendirileceği yarışmayı ve ödülü düşünmeksizin Gretel’in
mutlu olmasını istemiş, yarışmaya girmemiştir.
Bu esnada baba iyice saldırganlaşmış, bir keresinde eşi Meitje’i
ocağa atmak istemiştir. Bir şans eseri Hans çarşıya giderken
Hollanda’nın en iyi cerrahı olan Dr. Boehman ile karşılaşır. Dr.
Boehman, Hans’ı ilk görüşte dilenci zannetmesine rağmen daha sonra
çocuğun samimiyetine inanır ve babasının tedavisini kabul eder. Nitekim
bir hafta geçmeden ameliyat gerçekleştirilir. Babanın hafızası yerine
gelmiş, hasta iyileşmeye başlamıştır. Doktor bu işlem karşılığında
hiçbir ücret kabul etmemiştir. Bu arada yarışlar yapılmış, Gretel
kızlar arasında birinci olmuştur. Erkekler arasında da Hans, Piyer’in
kazanması için uğraş vermiş ve bunda da başarılı olmuştur.
Baba kazadan önce eşine emanet ettiği ve saklamasını istediği saati
tekrar görmek ister. Hastasını kontrol için gelen Dr. Boehman, saatin
üzerindeki yazılar okununca şaşkına döner. Çünkü bu saat onun yıllar
önce kaybettiği oğluna aittir. Ralf Brinker eşine ve doktora saatin
sırrını anlatır :
Saatin üzerinde L.J.B. yazmaktadır. Kazadan hemen önce onbeş
yaşlarındaki bir çocuk Ralf Brinker’in bindiği kayığa koşarak gelir ve
kendisini bir iki km. ileriye götürmesini ister. Ralf Brinker kayıkçı
olmadığını ne kadar söylediyse de dinletemez ve çaresiz çocuğu on km.
kadar götürür. Çocuk cebinden çıkardığı saati babasına vermesini ister.
Ayrıca babasının adresine mektup göndermesini, kendisini orada
bulabileceğini söylemesini ister. Ancak hemen sonra meydana gelen kaza
sonucu hafızasını yitiren Ralf Brinker’ın, iyileştikten sonra
hatırlayabildiği tek şey Tom Hings diye bir isimdir. Tam bu sırada kapı
çalmış, Piyer yanında iki arkadaşı olduğu halde içeri girmiştir.
Ellerinde kırmızı bir kutu vardır. Kutuyu masanın üzerine bırakıp
hastanın durumunu sorarlar ve kutunun Gretel’in kazandığı gümüş
patenlere ait olduğunu belirtirler. Kutuyu inceleyen Hans, kırmızı
deriden, gümüş işlemeli kutunun üzerindeki yazıyı farkeder. Dikkatlice
bakıp Tomas Hings yazısını seslice okur. Piyer’in arkadaşlarından
birisi Tomas Hings diye birini tanıdığını, O’nun Birmingham’da yaşlı
bir deri ustası olduğunu söyler. Bunu duyan Ralf Brinker birden Dr.
Boehman’ın oğlunun Birmingham da Tomas Hings ‘in yanına gideceğini
anımsar.
Dr. Boehman’ın oğlu, babasının yanında stajyer olarak görev aldığı
dönemde bir hastaya yanlışlıkla yüksek dozda ilaç vererek ölümüne sebep
olduğu için kendini affetmemiş, bu yüzden de kaçarcasına kasabadan
uzaklaşmış, daha önce babasının hastalarından biri olan Tomas Higs’in
yanına Birmingham’a kaçmıştır. Tomas Hings’in yanında çırak olarak işe
başlamış, bir usta olunca da ustası tarafından ortak alınmıştır .Kısa
bir süre sonra ustası ölür ve fabrikanın başına kendisi geçer. Artık
yeni patronun ismi Loran Boehman’dır.
Tomas Hings’in Birmingham’ da olduğunu öğrenen Dr. Boehman, oğluna
kavuşmak için yakaladığı bu fırsatı değerlendirerek Birmingham’a doğru
yola koyulmuştur bile. Tomas Hings’in fabrikasını bulur ve Loran’la
karşılaşır. İlk görüşte birbirlerini tanıyan Boehman’lar birbirlerine
hasretle sarılıp, bu on yıl içerisinde gelişen olayları ilk kez
birbirlerinin ağzından dinlerler. Birbirlerine kavuşmanın verdiği
mutlulukla kasabaya geri dönmek için yola çıkarlar. Brinker ailesinde
ise hem Dr. Boehman’a olan gönül borçlarını ödemenin, hem de on yıldır
çektikleri sefaletin, gün ışığına çıkan altınların bulunmasıyla sona
ermesinin mutluluğu yaşanmaktadır.
Ralf Brinker, Loran’ın kasabada kurduğu yeni fabrikasında dolgun
ücretle işe başlamış, Hans doktorluk eğitimi almak üzere doktorun
yanında kalmıştır.
Yıllar sonra Hans ülkenin sayılı doktorları arasına girmiş,Gretel
ise Hollanda’da güzel, ünlü ve aranan bir ses yıldızı olmuştur. Ralf ve
Meitje Brinker mütevazi ve onurlu hayatlarına devam etmişlerdir. Loran
Boehman ise ülkenin sayılı tüccarları arasında yerini almıştır.
Yıllar önce kendilerini fakir diye hor gören çocuklar ise; kurmuş oldukları ailelerinin geleceklerinden bile şüphelidirler.
Sonuç olarak unutulmamalıdır ki; insanlar fakir diye hor
görülmemeli, dış güzellik yerine ruh güzelliğine bakılmalı ve her zaman
ne oldum değil, ne olacağım diye düşünmelidir. Yapılan iyiliklerin asla
karşılıksız kalmayacağı bilinmelidir.