Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
Yazılar
 
Nis
29
    
rhomantic | 29 Nisan 2008 11:36 | 0 fav | etiket:  

KİTABIN ADI : NEVA
KİTABIN YAZARI : Ilgın OLUT
YAYIN EVİ VE ADRESİ : Dünya Yayıncılık/İSTANBUL
BASIM YILI : 1998

KİTABIN KONUSU

Kitapta çok genişçe yer verilmekte olan gençlik yılları sendromu yaşanmaktadır.Yazarın bunu bu kitapta ne kadar iyi işlediğini görmakteyiz.Sonu acıda bitse kitap bize gençlik yıllarındaki bir erkek ve kızın ilişkilerini tam anlamıyla anlatıyor.

KİTABIN ÖZETİ

İlk olarak yolculuğumuza İzmir’de başlıyoruz.Lise yıllarındaki dört delikanlıyı tanıyoruz.Hepsinin kendine göre hayalleri var.Bütün gençler şehirlerindeki bir üniversitede okumak istiyor.Ama Ilgın illede İstanbul’u istiyor.Babasıda ünlü bir doktor olan Ilgın İstanbulda bir tıp fakültesini kazanıyor.İlk dört senesi çeşitli deneyimlerle geçiyor.Hep hayalindeki gerçek kızı arıyor.En sonunda istediği gerçek kızı Neva’yı buluyor.Birlikte çok mutlu oluyorlar.Hatta işleri o kadar ciddiye vardırıyorlar ki ailelerinide tanıştırıp nişanlanıyorlar.Tan evlenme arifesindeyken Neva’nın gençlik yıllarında yaptığı çok küçük bir hatadan kavga ediyorlar ve Neva intihar ediyor.Ilgın doğal olarak yıkılıyor ve kitap sona eriyor.

KİTABIN ANAFİKRİ

Kitapta verilmek olan çok kuvvetli iki olay var.Birincisi kesinlikle başkalarını geçiş olan gençlik hataları yüzünden yargılamayın.İkincisi hayata bakarken daha geniş bir pencereden uzanın.

OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Olaylar ve şahıslar yazar tarafından çok ince elenip sık döşensede akıcı kitap içerisinde çok iyi ayırt edilebiliyor.

ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Bana göre kitap konusu bakımından çok güzel bir kitap.Güzel olmasının iki nedeni var.Birincisi verilen olayın gerçekten alınmış olmasıdır.İkincisi yaşanılan olayların herkesin başına gelinebilir olması ve bundan ders alınması gerektiğidir.

YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ

Yazarın fazla bir yazarlık deneyimi olmadığını okuyan herkes anlayabilir.Ama yazar kitabında çağrışım tekniğiyle yazması hatasını azda olsa örtüyor.Yazarımız İzmir doğumludur.Bu kitap onun ilk denemesedir.Halen Ankara’da doktorluk yapıyor.



 
Nis
28
    
rhomantic | 28 Nisan 2008 11:30 | 0 fav | etiket: ,  

KİTABIN YAZARI : Halid Ziya Uşaklıgil

Kitabın Özeti

Ahmet Cemil,babasının ölümünden sonra,binbir güçlükle okulu bitirir ve kız kardeşini ve annesini beslemek için çalışmak zorunda kalır.Bunun için elinden fazla birşey de gelmemektedir.Çünkü yabancı dil bilmekten başka bildiği birşey yoktur.Ona kalsa,bütün çalışmalarını şiir üzerinde toplamayı;edebiyatımıza bir başka yön vermeyi ister. Ancak hayat mücadelesi onu çok genç yaşta karşılar.
Ali Şekip ,Hüseyin Nazmi gibi arkadaşlarıyla başlıca tartışma konusu budur zaten. Raci gibi kendisini kıskanan,arkasından dedikodular yaratan birine rağmen şiirde birşeyler yapacağına inanır . Bir yandan , Ahmet Cemil ,bu sarı , uzun saçlı, mavi gözlü ,kalem parmaklı genç, Hüseyin Nazmi’nin kızkardeşi Lamia’yı sever.Tek kaygısı onunla evlenmek,ona layık bir yuva kurabilmektir.Fakat bu mümkün olabilir mi? Olabilecek mi? Hep bunu hayal eder.


Okulu bitirdikten sonra ,zavallı genç çok sıkıntılı günler geçirir.Evlerine gittiğin öğrencilerin şımarıklıklarına katlanmak zorunda kalır.Ekmeğini kazanır ama, neler pahasına! Böylelerinden para kabul etmeğe mecbur kalmak ona pek ağır gelir . Başka çare de yoktur. Pek dayanamaz hale gelince , bu sefer kitapçılara polis romanları tercüme etmeye kalkar. O çağlarda pek sayılı olan bu kitapçılar da onun derisini yüzerler.Geceler boyu göz nuru dökerek yaptığı anlamsız tercümelere hiç denecek kadar az para verirler. Ne öyle eserleri tercüme etmek ister , ne de parasını üzüle üzüle almaya razı olur.


Ahmet Cemil, günün birinde “Mirat-I Şuun” adlı gazetede çalışmaya başlar. Hayatı az çok düzene girer. Hatta ,gazete sahibinin oğlu Vehbi Efendi, Ahmet Cemil’in kız kardeşi İkbal’le evlenir. O zaman Süleymaniye’de eski bir evde oturan Ahmet Cemil, kız kardeşini mutlu görmek hevesiyle güzel bir düğün yapar. Ama bu evlilik, o zamanın evlenme şartları yüzünden başarılı olmaz. Evlenenler daha önce birbirlerini tanımadıkları için bağdaşamazlar. Vehbi Efendi çok kaba, durmadan içen , küstah bir kimsedir. Öyle alçak bir heriftir ki, karısı hamile olduğu sıralarda beslemelerini okşayarak onlarla gönül eğlendirir. Ahmet Cemil bu adiliklere dayanamaz .Gülle dokunmaya kıyamadığı biricik kız kardeşinin hırpalanmasına, hatta dövülmesine razı olmaz. Bir gece, Vehbi, İkbal’I öyle hırpalar, durumunu düşünmeden öyle bir tekme atar ki zavallı kadın çocuğunu düşürür. Ahmet Cemil, çıldırmış bir halde, arkadaşı Ali Şekip’in dükkanına kendini atar. Ali Şekip’e anasınden aldığı küpeleri, yüzükleri emniyet sandığına rehin etmekte kendisine yardım için gitmiştir. Kız kardeşini ölümden kurtarmak gerekmektedir.Hiçbir önlem zavallı İkbal’i ölümün pençesinden kurtaramaz.
Hüseyin Nazmi, uzakça bir görevle dış işlerine tayin edilmiştir. Memmundur. Ahmet Cemil, bir gün onu ziyarete gider. Bir aya kadar memleketten ayrılacak olan Hüseyin Nazmi, sevineceğini sanarak Ahmet Cemil’e başka bir haber daha verir. Lamia’yı evlendiriyorlardır.O zaman Ahmet Cemil Lamia’ya ait tek tük hatıra kırıntılarını bir daha yaşar. Bunlar, Lamia’nın çocukluğu ile ilgilidir. Zihninde, kızı, ailesinin ısrarıyla evlenmeyi kabul etmiştir diye tasarlar.Bir an sevgisini itiraf etmeyi düşünür.Ama yoksulluğu, işşizliği aklına gelince bir yuva kuramayacağını kabullenir. Bundan da vazgeçer.
Önce kardeşi, sonra Lamia… Geriye ne kalmıştır?Eseri mi?Genç adam,bütün ömrürünü koyduğu şiirlerini bir an bile duraklamadan ocağa atıp yakar. Yaşamı gözlerinde yaşlar,ağzında acı bir lezzetle seyreder. O esrin bir anlamı kalmamıştır artık.


Madem ki Hüseyin Nazmi gidiyor, o da gidecektir. Bir gün Taksim bahçesinde oturuken ileriye ait tasarlarını, tasarladıklarını hatırlar. Şimdi o da Anadolu’da bir görev alıp gidecektir işte. Kendisine kırgınlıktan başka birşey sağlamayan bu İstanbul’dan kaçacaktır. Kararını yerine getirir. Dertli anasını alarak bir vapura biner. Gece karanlığında, son defa İstanbulu, Cihangiri seyreder. Deniz karanlık, gece karanlıktır. Vaktiyle Tepe başında, gece, gözlerine bir elmas yağmuru gibi görünen ışıklar sanki sönmüştü. Şimdi her taraf simsiyahtı. Oda,güneşten, hayatın biçareliğiyle alay eden ışıktan kaçarak,sonsuz bir yoklukta mutlu ve rahat, yuvarlanıp gidecektir.



 
Nis
27
    

Başarı Şimdi Aslanın Ağzında kitap özeti

BAŞARI NEDİR?

Tek kaleye gol atmanın zamanı geçti. Şimdi marifet Dünya Kupası’nda gol atmak. Artık bedava futbol yok golü atan parasını alıyor. Nasrettin Hoca anlatımıyla başarı helva yapmaktır. Bilimsel anlatım ile başarı, üretmektir. Birbirinin içinden geçen kırk iğne hikayesi. Kimsenin haberi olmayan başarı başarı sayılmaz. Günümüzde dünya pazarında talebi olan mal ve hizmeti üretmek başarı sayılıyor. Başarı neden şimdi aslanın ağzında?

KENDİNİZİ BAŞARIYA HAZIRLAYINIZ

Önce kendinizi geliştirin. Eğitim öğrenim devam eden bir şey. Her şeyin bir şeyini, bir şeyin her şeyini bileceksiniz. Günü, zamanı planlamak, her şeye vakit ayırabilmek için mutlaka not defteri kullanın.

AYAĞINIZI YERE SAĞLAM BASIN

Kökünüzü unutmayın. Dinin ve inancın önemini ihmal etmeyin. Aile müessesesine önem verin. Ailede huzur önemlidir. Karınıza çocuklarınıza vakit ayırın. Çocuklarınız iyi yetiştirin. Ölmüşlerinizi unutmayın.

BAŞARI İÇİN YOLA ÇIKMADAN ÖNCE HAZIRLIĞINIZI YAPIN

Ne istiyorsunuz? Önce ona karar verin. Alternatifler arasında tercihinizi yapın. Boşluğu yakalayın. Farklılıkları belirleyin. Fırsatları değerlendirin. Hedefinizi belirleyin. Ayran gönüllü olmayın. Zig zag yapmayın. Güçlük ile başarısızlığı birbirinden ayırmayı bilin. Başarısızlık halinde ısrarcı olmayın. Ama yılmayın. Cepheyi daraltarak dar cephede hücuma geçin. Geçmişe bağlanmayın ama geçmişten ders alın. Bir usta bulun. Ustanın yanında çıraklık deneyimi yaşayın. Üretimin hangi faktöründe yer alacağınızı açıklığa kavuşturun. Mal ve hizmet üretmek için mutlaka birisinin emek vermesi gerekir. Tek adam “one man show” devri geçti. Başarı örneklerini inceleyin. Takımınızı kurun. Her başarı öyküsü bir “çekirdek kadro” nun eseridir. Çekirdek kadroyu kaçırmayın, değiştirmeyin. Başarının her aşamasında, başarının mükafatını takım arkadaşları ile paylaşmasını bilin.

TAKIMI KURMAK KADAR KORUMAK VE KULLANMAK DA ÖNEMLİ

Adam yetiştirin. Kurum kültürünüzü yaşatın. Yöneticinin sabahtan akşama kadar masasının başından ayrılmaması dönemi geçti. Yöneticileriniz, size güvensin, siz yöneticilerinize güvenin. Bir yönetici manevi ve maddi tatmin var ise, takımdan ayrılmayı düşünmez. Takım arkadaşlarınızın kişisel sorunlarına ilgi duyun, huzurlu yaşamalarına yardımcı olun. Birlikte çalıştıklarınızı dinleyin.

ÇAĞDAŞ İMKANLARDAN YARARLANIN

Bilgi toplumunda insanın değeri arttı. Bilgili insan bilmiş insan değil, bilgideki değişimi izleyebilen insandır. İnsan kaynakları zenginleşti. Bugün dünyada en bol şey para. Önemli olan proje üretmek. Fizibilite (yapılabilirlik) çalışması, başarı arayana yol gösteriyor, başarıyı destekleyeceklere davetiye çıkarıyor. Sınırların kalkması, hem tedariki hem pazarlamayı kolaylaştırdı. Yardımcı müesseseler uzmanlık dallarında her türlü desteği veriyor. Toplum başarıya doymuyor, başarıyı destekliyor.

İŞVEREN OLARAK ÇALIŞMA ARKADAŞLARINIZI İYİ SEÇİN, ONLARLA BÜTÜNLEŞİN

Makinenin en iyisini nasıl seçiyorsanız adamında en iyisini seçeceksiniz. Bugün çalışanın başarısı da mahalle çapında, ülke çapında değil, dünya çapında değerlendiriliyor. Ucuzdur vardır illeti, pahalıdır vardır hikmeti. İşçiyi aldığı ücrete göre değil verimine göre değerlendirin. Çalışanlara yeteneklerine göre ücret verin. Çalışmayanı, çalışana taşıttırmayın. Çekirdek kadroyu koruyun. Çekirdek kadro ile bütünleşin.

MÜESSESELEŞİN AMA KİT’LEŞMEYİN

Başarının devamı için müesseseleşme şart. Müesseseleşmek çok zor bir iş. Başarılı insan isterse müesseseleşmeyi kendi gerçekleştirir. Hiçbir danışman firma, ısmarlama müesseseleşme formülü yazamaz. Aile ile işi ayırmayı bilin. Yaşınızı işinize bulaştırmayın. KİT’leşmeyin.

DEVLETTEN UZAK DURUN

İşinize politikayı karıştırmayın. Devletle iş yapmaya, devlete mal satmaya dönük tezgah ömür boyu işlemez.

BAŞARIYI YAKALAYANLARA ÖĞÜTLER

Başarıya ulaşan tek kişi siz değilsiniz. Başarının zevkini alın. Başarıyı paylaşmayı bilin. Vergiyi ve sosyal hizmetleri unutmayın. Ölümsüz değilsiniz. Kefenin cebi yok. Adınızı temiz tutmaya özen gösterin. Güvenilir olun. İnsanlara kucak açın. İnsanları kaçırmayın. Dünyada sadece siz yoksunuz. Başkaları da var. Evinizi işinize, işinizi evinize taşımayın. Şeyh uçmaz, onu müridleri uçurur. Yağcılardan kaçının. Hırçın olmayın. Hem kendinize hem başkalarına huzur verin. Dost olun, arkadaş olun. Dostunuz olsun, arkadaşınız olsun. Başarı ve para üstünlüğünü, güç üstünlüğü olarak kullanmayın. Hayat sadece işten ibaret değildir. Başka konulara da ilgi duyun. Başka konularda konuşun. Dinlemesini bilin. Küçük bir çevrenin içine hapis olmayın. İlgi duyduğunuz konuda rakiplerinizle tanışın, dostluk kurun. Sık sık beyin fırtınası toplantıları düzenleyin. Farklı kişileri ve farklı fikirleri dinlemekten korkmayın. Başarınızı, paranızı, şöhretinizi taşımayı bilin.

BAŞKALARINI DİNLEYİN, İŞİN PÜF NOKTASINI ÖĞRENİN, SONRA KENDİNİZE UYGUN DONU KENDİNİZ BİÇİN

Edward de Bono bilgi çağı bitti yeni dar boğaz düşünmek diyor. Claus Moller, “değişimi görmeyen başarıya ulaşamaz” diyor. Atasözlerinin yerini uzman sözleri almaya başladı. Özgün olun fark yaratın. Akıllı ama yaratamıyor. Delilik iyidir. Mantıklı olmaktan vazgeçin. Unutkanlık strateji oldu. Çok kültürlülük. Başarısızlığa alkış. Özgürlüğe mahkumuz.

BAŞARININ ZEVKİNİ ÇIKARIN

Ömür kısa hayat zalim. Yaşamadan ölmeyin, yaşayarak ölün. Başarının zevkini çıkarın. İnsan ölürken yaptıklarına değil, yapamadıklarına pişman olurmuş. Önemli olan yapmaktır, yapmak başarmaktır.

1 NUMARA OLMAK

Her şeyin 1 numarası vardır.

BİTİRİRKEN

Her bitiş bir yeninin başlangıcıdır. Burası Türkiye. Başarı para ile ölçülmez. Hayatım boyunca başarının peşinde koştum. Geriye bıraktığımız parayla değil eserler ile değerlendirileceğiz. İsmimin uzun yıllar yaşaması başarımın ölçüsü olacak.

Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.



 
Nis
26
    
rhomantic | 26 Nisan 2008 11:27 | 0 fav | etiket: , ,  
Kitabın Yazarı:Kathy Hendy
Kitabın Özeti
Hadyn ve Maggie isimli kuzenler ayrı ayrı yaşamları sürdürmektedir,biri şehirde, diğeri dağlarda hayatını sürdürürken ikisi de birbirlerinde nefret eden iki kuzendir. Handy şehirde şımarıklık yaptığı zaman ailesi tarafından hiç sevmediği hatta nefret ettiği dağ evine gönderiliyordu ve üstüne üstelik kuzeni de ondan nefret ediyordu ama sevmese de gitmek zorundaydı.
Handy bir kış gününde karlı bir havada dağ evine geldi,ama Maggie onu hiç hoş karşılamadı,zaten oda böyle bir şey bekliyordu.Akşam üzeri yemek saati yaklaşırken Maggie’in babası eve yaralı bir şekilde geldi,Maggie’in annesi onları beraber dağ evinde bırakıp şehre kocasını götürdü.Kızına da giderken dedi ki :
-Kızım fırtına çıkabilir siz evden bir yere ayrılmayın dedi.
Handy ve Maggie yalnız kaldılar,.Handy sabah olunca Maggie dedi ki:
-Ben gideceğim dedi Maggie gitme yolu bulamazsın kaybolur fırtınada ölür gidersin dedi.
Ama Handy onu dinlemedi ve ayrıldı.
Öğlene doğru büyük bir kar fırtınası çıktı Maggie de onun peşinde gitti,uzun aramalar sonucunda onu baygın bir şekilde buldu fakat onunda fırtınadan dolayı takati kalmamıştı.Onunda ayakları buz tutmuştu ve sonra ateş yaktılar bir mağarada ısındılar. Kar fırtınası daha da kötüye gitmeye başladı onların bulunduğu mağaranın azgının kapanacağını anlayınca açmaya çalıştı kapanması için bir şeyler yaptı. Handy onun hayatını kurtardığını anlayınca Maggie karşı büyük bir sevgi beslemeye başladı.
Çok büyük zorluklarla bir dağ evine sığındılar ve sonra fırtınanın geçmesini beklediler ve bu arada geçen sürede birbirlerine sevgileri daha da arttı.Eve ulaştıklarında anneleri çoktan babasıyla karşılaştılar ve başlarında geçen olayları anlattılar.Daha sonra Handy Maggie’i şehre götürmek için ikna etti.Onu şehre götürdü ona hediyeler aldı çok güzel günler geçirdiler ve sonra şehirden sonra beraber dağ evine gittiler orada bahar gelmeye başlamış çok güzel doğa güzellikleri ortaya çıkmıştı onlarla hayvanlar çok değişik bir yaşantını içinde buldu Handy kendine aslında sevdi de.Son bölümlerinde yazar biraz polyanacılık oynamış ve mutlu sona bağlamış biraz Türk filmlerini andırıyor.


 
Nis
26
    

Romanın yazarı Mehmet Rauf 1875 yılında İstanbul’da doğmuştur. Deniz Harp Okulu’nu bitirerek subay olarak hayata atılır. Serveti-Fünun edebiyat topluluğuna katılarak roman ve hikayeler yayınlamıştır.

Yazar 1908 yılında askerlikten ayrılır. Bu süreden sonra kendisini tamamen basın ve edebiyat hayatına vermiştir. Yazar 1932 yılında İstanbul’da ölmüştür.

Hikaye ve tiyatro eserleri de yazan Mehmet Rauf’un en başarılı yönü romancılığıdır. Romanda Halit Ziya’nın izinden giden yazar, psikolojik tahlillerde ondan daha başarılı olmuştur. Eylül en başarılı romanıdır. Daha sonra yazdıklarında kadın ruhunun derinliklerine inmeye çalışmıştır. Romanlarında; dili ve anlatımı bakımından, diğer yazarlara göre daha rahat ve tabiidir.

Bu romanında kişisel duyguları ile insanlık düşünceleri arasında çırpınan ve bunun savaşını veren bir erkek ve bir kadının dramını dile getirmektedir. Bahsedilen romanın kahramanları Suat, Necip ve Suat’ın kocası Süreyya Beydir.

Süreyya Bey ve Suat Hanım birkaç yıldır evli çifttir. Süreyya Bey memurdur. Fazla zengin olmadığı için babasının yardımıyla geçinmektedirler. Yazları genç çift; babasının çiftlik evinde yaşarlar. Babasından defalarca başka bir ev almalarını, kendilerini yalnız bırakmalarını istese de babası, oğlu Süreyya Beyin sözlerini dinlemez ve yeni bir ev satın almaz.

Süreyya ve Suat’ın evine, Süreyya’nın akrabası olan ve Süreyya’nın çok sevdiği, güvendiği Necip gelip gitmektedir.

Necip’in eve geliş gidişlerinde yine akrabalarından olan Hacer de eve gelir. Hacer, Necip’le ilgilenir, fakat Necip Hacer’e karşı ilgili değildir.

Suat; yaz aylarında yazlıkta bulunmayı çok ister. Suat, babasından yazlık kiralamak için para ister. Babası parayı gönderir. Necip ve Suat bir yalı kiralar eşyalarını oraya taşırlar. Bununla Sürayya’ya sürpriz yaparlar. Yalıda herkes hayatından mennundur. Necip, kış ayını da yalıda geçirmek istese de Süreyya buna izin vermez, konağa inilir.

Artık; Suat ve Necip birbirlerini çok sık görmezler. Hacer ve diğer komşuların dedikoduları iyiden iyiye yayılır. Bu konuşma ve dedikodular Suat ve Necip’in görüşmelerinin azalmasına sebep olur.

Mutsuz günlerin devam ettiği günlerden bir gün Necip, konağa ziyarete gider. O gün konakta yangın çıkar, herkes dışarı fırlar. Suat, bilerek yangında dışarı çıkmaz. Bunun üzerine Süreyya ve Necip, Suat’ın odasına dalarlar. Süreyya da tam odaya girmek üzereyken tavan alevlenir, odanın içindeki genç kadın ve genç erkeğin üstüne tavan çöker. Sonunda olanlar olur ve her ikisi de bu yangında ölür



 
Nis
26
    
rhomantic | 26 Nisan 2008 11:19 | 0 fav | etiket:  
Jake Cazelet Boston’un köklü ailelerinden birinin oğludur. Babası başarılı bir avukat ve senatördür. Jack Harvard’da hukuk öğrenimini görmektedir. Bir gün kolejin kafeteryasında öğrenciler yemek için sıraya girmişken Kimberley, sağ kolunu Vietnam’da kaybeden Teddy Grant’la dalga geçer. Buna dayanamayan Jack, Kimberley’le kavga eder ve onu döver. Fakat şiddete tahammülü olmayan dekan tarafından bir ay süreyle okuldan uzaklaştırılır. Bunun üzerine Jack okulu bırakarak orduya katılır. On sekiz aylık eğitimden sonra paraşüt birliğinde özel birimde teğmen olur. Kotum’daki yüksek rütbeli bir subayı Sanguya çekmek için helikopterle bölgeye giderken aşağıda bir çatışma görür. Helikopteri alçalttırıp aşağıya atlayarak çatışmaya katılır. Kazanılan çatışmanın sonunda Vietnam’ da öldürüldüğü veya kayıp olduğu bilinmeyen Fransız yabancı lejyonunda görevli yüzbaşı Jeonde Birissac’ i aramaya gelen güzel eşi Jacgueline de Brissac’ la tanışır. Çatışmadaki başarısından dolayı birlik komutanı tarafından yüzbaşı rütbesine terfi ettirilir. Jack görev süresi dolunca Harvard’a dönerek doktorasını tamamlar ve politikaya atılır. Bu arada otuz beş yaşında Alice Bead’le evlenir. Fakat Alice lösemilidir ve ölümle pençeleşir. Daha sonra jacgueline ölmediğini öğrendiği kocasının general rütbesine terfi ettiğini ve bir kızının olduğunu ama şimdi öldüğünü gazeteden öğrenir. Bu arada Jack’ ta senatör seçilir.
Cumhurbaşkanı’nın verdiği bir davette Jacgueline ile karşılaşır. Jacgueline ona kızının ondan olduğunu, çatışmadan sonraki gece hamile kaldığını söyler. Jack o geceden sonra Jacgueline’i bir daha hiç görmez. Karısı Alice sonunda lösemiden ölür. Üç yıl sonrada Jacgueline kanserden ölür. Onun mezarına gittiğinde Mariede Brissac yeni kızını görür. Jacgueline hastalandıktan bir iki yıl sonra her şey kızına anlatmıştır. Jack Cazelet ABD başkanlığına adaylığını koyar ve seçilir. Bu arada kendilerini vatan sever olarak lanseden birkaç İsrailli hadlerini bildirmek için başkanın kızını kaçırırlar. Seen Dillon İngiliz istihbarat örgütünün bir bölümünde çalışıyordur. Çok aranan bir teröristir. Yasa dışı olaylardan arandığı için Sicilya’da bulunuyordur. İsrailler onu da planlarında kullanmak için Maria’la aynı yere kaçırmışlardır. Dillon’u kaçırmalarının amacı başkan’ a üç ülkeye savaş açmak için bir antlaşma imzalamasını yoksa kızını öldüreceklerini söylemektir. Dillon bu işi Ferjuson yardımıyla yapacaktır. Başkan’ la buluştuklarında her şeyi anlatır ve bir plan yapar önünde beş günlük bir zaman vardır. Öldürülmüş rolü üstlenecek ve kimlik değiştirerek İsraillerin başı Judas’ı öldürecektir. Bütün bu işler yanında Blake Johnson ona yardım edecektir. Hemen planını tatbike geçer. Üçüncü bölge morgundaki ölü taklidinde kuzenin Gold ile onun öldüğüne iyice inanmıştır. Judas adıyla tanınan Albay Don Cevy Dillon’un ölmediğini anlayana kadar Dillon birçok kişiden birçok bilgiyi öğrenmiştir. Bu bilgiler ışığında planlarını geliştiremeye başlalar. İsrailliler Mariede Brissac’ı deniz kenarında bir şatoda rehin tutuyorlardır. Şatoya kadar tekne ile yanaşacaklar, daha sonra tekneden inerek kimseye görünmeden şatoya gireceklerdir. Olaylar aynen dedikleri gibi işler ve şatonun burçlarının dibine varırlar. Burçta bekleyen nöbetçiyi Dillon dikkatini çeker ve Blake rehin alır. Şato hakkındaki bütün bilgileri ondan alırlar. Zorlada olsa Mariede Brissac’a ulaşırlar. Tekrar geldikleri tekneye binerek olay yerinden uzaklaşmak isterler. Surat teknesiyle Albay Levy’de peşlerine düşer. Fakat Albay Levy’ni teknesi daha önce yerleştirilen bomba sayesinde havaya uçar. Mariede Brissac kurtularak babasına kavuşur.


 
Nis
25
    
rhomantic | 25 Nisan 2008 11:34 | 0 fav | etiket:  

VERONİKA BİR MANASTIRDA ODA KİRALAR.DÖRT KUTU HAP İÇEREK İNTİHAR EDER..KENDİSİNİ İNTİHAR GİRİŞİMİNDE BULUNMASININ NEDENİNİ İKİ NEDENE BAĞLIYORDU.BİRİNCİ NEDEN:YAŞAMINDAKİ HERŞEYİN HEP AYNI OLMASI VE GENÇLİĞİNİN SONA EREREK YAŞLANMAYA BAŞLAMASINDAN KORKMASI.İKİNCİ NEDEN İSEAHA FELSEFİYDİ.VERONİKA GAZETE OKUYAN,TELEVİZYON SEYREDEN,DÜNYADA OLUP BİTENLERDEN HABERDAR BİRİSİYDİ,ONA GÖRE HER ŞEY YANLIŞTI VE KENDİSİ HERHANGİ BİR ŞEYİ DÜZELTEBİLECEK DURUMDA OLMADIĞINI DÜŞÜNMESİYLE ACİZ OLDUĞU DUYGUSUNU GÜTMESİDİR.
BİR RAHİBE TARAFINDAN HASTANEYE KADIRILIR VE MİDESİ YIKANIR.KALBİNE İÇTİĞİ İLAÇLAR ZARAR VERİR VE BİR HAFTALIK ömürü KALIR.VİLETTE AKIL HASTANESİNE YATIRILIR.VERONİKA BURADA YENİ ARKADAŞLARLA TANIŞIR VE PİYANO ÇALMAYA BAŞLAR.HASTANEDE YATAN EDUARD ADINDA BİR KİŞİYE AŞIK OLUR.SON GÜNÜNDE HASTANENİN DIŞINDA ZAMANINI GEÇİREREK ÖLMEK İSTEDİĞİNİ DOKTORLARA SÖYLER.FAKAT DOKTORLA BUNA İZİN VERMEZ.AKŞAM OLDUĞUNDA EDUARD İLE BİRLİKTE HASTANEDEN KAÇAR.KENTİN EN PAHALI LOKANTASINA GİDERLER,EN GÜZEL YEMEKLERİNİ ISMARLARLAR VE EN PAHALI ŞARAPLARI İÇERLER.YÜKSEK SESLE KONUŞTUKLARI VE UYGUNSUZ DAVRANDIKLARI İÇİN GARSON TARAFINDAN DIŞARIYA ATILIRLAR.ONLAR DA KENTİN DIŞINDAKİ BOŞ BİR TEPEYE TIRMANIRLAR.BURADA İKİSİNİNDE UYKUSU GELİR VE TOPRAĞIN ÜSTÜNE UZANIRLA.SABAH OLDUĞUNDA VERONİKA ÖLMEMİŞTİ VE HALA YAŞAMAKTAYDI.HASTANADEKİ DOKTORLARIN DÜZENLİ VERDİĞİ İLAÇLAR VERONİKAYI ÖLÜMDEN KURTARMIŞTIR.

3. KİTABIN ANA FİKRİ : HAYATTA NEKADAR ZORLUKLARLA KARŞILAŞSAK BİLE YAŞAM SEVİNCİMİZİ ASLA KAYBETMEMELİYİZ.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : VERONİKA: HAYATTA HEP AYNI ŞEYLERİ YAPMAKTAN BIKMIŞ VE YAŞLANMAKTAN KORKMUŞ KORKAN BİRİSİDİR.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : KİTABIN KONUSU İNTİHAR ETMEK,ÖLÜM VE AKIL HASTALIKLARI OLDUĞU İÇİN OKUYUCUYU KARAMSAR DÜŞNCELERE İTMEKTEDİR.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ :
PAULO COELHO: RİO DE JANEİRO’DA DOĞDU.ROMAN YAZARLIĞINA BAŞLAMADAN ÖNCE, OYUN YAZARI, TİYATRO YÖNETMENİ. VE SEVİLEN BİR ŞARKI SÖZÜ YAZARI İDİ.1988 YILINDA YAYINLANAN ÜÇÜNCÜ KİTABI SİMYACI COELHO’YU EN ÇOK OKUNAN ÇAĞDAŞ YAZARLARDAN BİRİ YAPTI. ÖTEKİ KİTAPLARI; BRİDA, VALKÜRLER VE PİEDRA IRMAĞININ KIYISINDA OTURDUM,AĞLADIM’IDR.SİMYACI KIRİKİ ÜLKEDE YAYINLANDI,YİRMİ ALTI DİLE ÇEVRİLDİ.



 
Nis
24
    

Güzellik bakan gözdeymiş. Niyetmiş her şeyi güzelleştiren, olmazları olduran. Sevgi, açılmayacak sanılan, üzerine kilit vurulan tüm kapıların anahtarıymış. Tam da ümitsizliğe düşmeye ramak kala doğuruverirmiş güneşi üzerimize Yaradan; parlak ve sıcak… Tatlı dille, güler yüzle söylenen sözlere doyulmazmış…

Bu kitap, güler yüzle, düşünerek okunsun, yüreklerde sevgi dokunsun, insanlar sevdiklerine sevgiyle dokunsun, ellerindekinin kıymetini bilsin, yurdunu sevsin, kendini tanısın, bilsin diye yazıldı. Bir gece sabaha karşı ciyaklayarak dünyaya geldiğini cümle âleme duyuran çocuklar gibi, gece, sabaha karşı yazılmaya başlandı.

Herkes bana sorup dururken ‘Nasıl oluyor da bu kadar pozitif bir insan olmayı başarabiliyorsunuz?’ diye. Dilersek, karanlıkları bile nasıl aydınlatabileceğimizi, geceleri nasıl gündüz yapabileceğimizi anlattım dilim döndüğünce. Hep birlikte söyleyelim hadi. “Günaydııınnn gece!!!”

YAZAR HAKKINDA
1969′da Kırıkkale’de doğdu. 1994 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Bir süre Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’nda çeşitli programlar hazırlayıp sundu. Ardından bazı özel kanallarda sunuculuk yaptı. Halen STV’de Kimse Yok mu, TRT’de ise Çalsın Davullar ve Güne Başlarken adlı programları sunmaya devam ediyor. Gürpınar’ın daha önce yayımlanmış “Simidin İki Yarısı” ve “İkbal Gürpınar 2″ adlı şiir, “İkbal’den Masallar” adlı masal albümleri var. Gürpınar ayrıca geçtiğimiz yıl “İçimden Geldiği Gibi” isimli kitaba da imza attı.



 
Nis
23
    
rhomantic | 23 Nisan 2008 11:23 | 0 fav | etiket: ,  

Yazar kitabında konu olarak 1994 yılı itibariyle dünya dengelerindeki değişmeyi, yeni oluşumları, Türkiye’nin stratejik açıdan önemini ve izlemesi gereken politikaları, Türkiye’nin sosyolojik ve kültürel durumunu, Türkiye üzerinde oynanan oyunları ve özellikle etnik bölücülük konusunu ele almıştır.

Kitaba etnik tuzak isminin verilmesinin sebebi, Avrupa’daki siyasî ortamın 19. yüzyılın etnik ve dinî motiflerine döndürülmeye çalışıldığı ve adeta Ortodokslar arası bir yakın işbirliğine gidildiği bir ortamda, gelişme gücüne sahip ülkelerin önünün etnik tuzaklarla, azınlık senaryoları ile kesilmeye çalışıldığı görülmektedir. Önemli olan etniklik iddiası ileri sürülen sosyal gurubun, o ülkedeki ana kültür kimliğinden farklı olup olmadığının bilimsel olarak ortaya konması değildir. Kitle haberleşme araçlarını veya medyayı elinde bir politika silâhı olarak tutan süper güç veya güçler, eğer kendi menfaatlerine uygun olarak yapay bir etnikleştirme peşinde iseler; hedef alınan ülkelerin aydınları ve siyasetçileri de dış etkilere oldukça açık ve bilgi noksanı içinde iseler, o ülkeyi bir takım tehlikeler bekliyor demektir.

İşte günümüzde de Türkiye üzerinde birtakım oyunlar oynanıyor ve ülkemizdeki aydın kesim de buna alet olmaktadır. Almanya’nın Wresbaden eyaletinde yapılan bir araştırmaya göre Türkiye ve Orta Doğu bölgesi 47 etnik guruba ayrılmıştır. Bu guruplandırmanın hangi kritere göre yapıldığı bilinmemektedir ve bu araştırmanın tamamen siyasî maksatlı olduğu açıktır. Türkiyede ırk yönünden, kültür yönünden ve konuşulan dil bakımından böyle bir sınıflandırma yapmak mümkün değildir. Türkiye’de yaşayan insanlar arasında büyük farklılıklar yoktur. Türkiye’de yaşayan insanların % 98′i kendini Türk olarak adlandırmaktadır. Türkçe’den başka bir dil bilen kişi oranı ise % 8′dir. Türkiye’de etnik guruplandırma yapılamayacağı gibi asimilasyon kavramından da söz edilemez. Asimilasyon (eritme) azınlık gurubun ana gurupla sosyal mesafeye dayanan özelliklerinin ve hayat tarzının hakim guruba uydurulması sürecidir.

Türkiye kendi üzerinde oynanan oyunlara karşı uyanık olmak zorundadır. Türkiye gerektiğinde bu etnik oyunları kendine düşmanca tavır sergileyen ülkelere karşı kullanabilmelidir. Örneğin Fransa’nın Alsas-Loren’deki politikaları, Amerika’nın etnik yapısı, İran ve Yunanistan’daki Türklerin durumu, İngiltere’nin İrlanda ile problemleri gerektiğinde bu ülkelere karşı koz olarak kullanılmalı ve uluslar arası gündeme getirilmelidir. İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkemizde etnik bölünme yaratmak isteyen ülkelerdeki yapı da ülkemizdekinden pek farklı değildir. İngiltere’de Galli, İskoç, İrlandalı da bulunur ama milletin adı İngiliz’dir. Fransa’da Bask, Brotön, Oksitan ve Frank asıllılar vardır ama milletin adı büyük çoğunluğu teşkil eden hakim gurubun ismini taşır: Fransız…

Bu durum İspanya’da da böyledir; Belçika’da da. Bu ülkelerin hiç birinde bölgesel dillerle eğitim-öğretim yapılmaz. Yabancı dille eğitim ve öğretim ile yabancı dil öğrenimi arasındaki fark hesaba katılmalı ve bizde uygulatılmak istenen yerel bir dille eğitim-öğretimin sakıncalı olduğu dikkate alınmalıdır. Bu yerel dilin daha doğrusu lehçenin doğru dürüst bir alfabesi bile yoktur. Mahalli yöreler arasında farklılıklar göstermektedir.

1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla, Türkiye ve Türk dünyasının önünde yepyeni bir gelecek oluşmuştur. Türkiye’nin bölgedeki önemi artmıştır. Türkiye’nin artan önemi ve etkinliği müttefiklerimiz de dahil birçok ülkeyi rahatsız etmektedir. Amerika’nın, Almanya’nın, Rusya’nın ve İran’ın, Türkiye’nin önünü tıkamaya çalışacağı açıktır. Bölgenin petrol ve doğalgaz kaynakları kısacası enerji potansiyeli tüm dünyanın iştahını kabartmaktadır. Bu değişimi yıllar önce Atatürk hayattayken görmüş ve yapılması gerekenleri daha o yıllarda belirtmişti. Biz yıllar sonra bu gelişmeyi göremedik, kendimizi bu gelişmeye hazırlayamadık. Bölgede etkinliğimizi arttırmak için daha fazla çaba göstermeliyiz ve bölgede yaşayan kardeşlerimizle aramızdaki ortak dil ve kültürün geliştirilmesi konusunda ortak çalışmalar yürütmeliyiz.

Sosyoloji uzmanı olan yazara göre Türkiye’nin önündeki önemli problemlerden biri de sosyal ve kültürel hayattaki yozlaşma ve aile yapısının bozulmaya çalışılmasıdır. Günümüzde kadın konusunda bazı dergi ve kuruluşların birçok toplantı düzenledikleri görülmektedir. Bu çevrelerin cinsel özgürlük ve kadının militanlaştırılması konusundaki faaliyetleri gözden kaçmamaktadır. Bugün aile her toplumda vazgeçilemeyen ve alternatifi olmayan bir müessesedir. Aile yapısının zedelendiği toplumlarda da bu böyledir ve bu toplumlar normal aile ilişkilerini özendirici politikalar uygulamaktadırlar. Toplumun istikrarlı bir yapıya kavuşması için sağlam bir aile yapısına ihtiyaç vardır. Dinimizde ve kültürümüzde kadının çalışması konusunda herhangi bir engel yoktur. Türkiye’deki tartışma ”kadın çalışsın veya çalışmasın” şeklinde olmaktan ziyade, kadının çalışması halinde mutlaka kendini aileden soyutlayacağı varsayımına dayandırılmaktadır. Kadın böylece aileden kurtulacak ve özgürleşecektir. Oysa evliliklerin %’20 azaldığı Batı toplumlarında ”bugün çalışma hayatında yer alan kadını aile içi fonksiyonlarına nasıl kavuşturabiliriz?” sorusuna cevap bulmaya çalışılmaktadır. Kadının, erkeğin ve çocukların aile ortamı içinde sosyal çevrenin doğurduğu gerginlikleri gidereceği, mutluluk ve moral bulacağı beklentisi vardır. Batı ülkelerinde bugün evlilik dışı cinsel ilişki, kocasız annelik gibi hususlar “social deviance” sosyal sapma olarak görülmektedir. Aile yapısını bozucu medya ve televizyon yayınları engellenmeli ve aile yapısının korunması için gerekli önlemler alınmalıdır.

Sonuç olarak yazar kitabında Türkiye’nin önünü tıkamak, gelişmesini önlemek için Türkiye üzerinde oynanan oyunları ve bu oyunları engellemek için yapılması gerekenleri, uygulanması gereken politikaları incelemektedir. Sosyoloji uzmanı olan ve Türkiye gerçeklerini iyi bilen yazar, konuyu kapsamlı bir şekilde ele almış, yapılan yanlışları ve yapılması gerekenleri açıkça belirtmiştir. Etnik bölünme, toplum üzerindeki televizyon ve medyanın etkisi, çağdaşlaşma, asimilasyon ve kültürel kimlik konusundaki tespitleri dikkate değerdir. Bence de siyasette yıllarca tartışma konusu olan Garplılaşmak, Türkleşmek ve İslâmlaşmak fikirleri günümüzde bir senteze doğru gitmektedir. Bugünün koşullarına ve ihtiyaca göre Türk aydını ve politikacısı bu 3 tarzın hepsini kullanmak ve değerlendirmek zorundadır. Bağnazlığı ve tutuculuğu bırakıp ülke yararlarını ve çıkarlarını her şeyin üstünde tutmak zorundadırlar. Dış politikada daha akılcı, cesur ve uzun vadeli politikalar üretilmelidir.

Tarih boyunca ve günümüzde, ülkenin aydın kesimi arasında yer alan biz ordu mensupları, oynanan bu oyunların farkında olmalı ve çevremizdeki insanları bu konuda bilinçlendirmeliyiz. Konuşurken dikkat edilmeyen ve yanlış kullanılan birkaç kelime ve kavramla bile bu tür oyunlara kolayca alet olunabileceği unutulmamalıdır. Ülke yararına olan birçok konuda olduğu gibi biz askerler bu konuda da başı çekmeli ve diğer vatandaşlarımıza örnek olmalıyız.



 
Nis
22
    
rhomantic | 22 Nisan 2008 11:17 | 0 fav | etiket:  

BÖLÜM 1 : NEREYE GİTTİĞİNİZİ BİLİYORSANIZ, YOLCULUK DAHA EĞLENCELİDİR.
BÖLÜM 2 : AMACINI BİLMEK

BÖLÜM 3 : AZAMİ POTANSİYELİNİZE ULAŞMAK
BÖLÜM 4 : BAŞKALARINA YARARLI TOHUMLAR EKMEK

BÖLÜM 1 : NEREYE GİTTİĞİNİZİ BİLİYORSONIZ, YOLCULUK DAHA EĞLENCELİDİR.
İnsanların başarıyı tanımlamakta genellikle zorlandıkları her zaman gözlenmektedir. Oysa başarının ne olduğunu bilmiyorsanız, ona nasıl ulaşılacaktır. Bu yüzden sizin için anlam taşıyacak bir başarı tanımı ortaya koyalım: BAŞARI BİR YOLCULUKTUR.
Bu kitapta sağlanmak istenilen şeyler şunlardır. Sizin kendi kişisel başarı resminizi çıkarmanıza yardımcı olmak, başarı yolculuğunda uyulması gereken kuralları öğretmek sorularınızın çoğunu yanıtlamak ve sizi kendinizi değiştirip gelişmenizi sürekli kılmak için ihtiyacınız olan şeylerle donatmak. Bu süreçte başarının herkese göre olduğunu onlayacaksınız.
Başarının elde edilmesinde yada bir hedefe ulaşmakta yanlış anlayışların bir kaçı şunlardır.
ZENGİNLİK : Başarı hakkındaki herhalde enyaygın yanlış anlama başarının parayla eş tutulmasıdır. Pek çok insan, para biriktirdikleri zaman başarılı olacaklarına inanır. Oysa zenginlik, kendiliğinden mutluluk yada başarı getirmez.
ÖZEL BİR DUYGU : Başka bir yaygın yanlış anlama, insanların kendilerini başarılı yada mutlu hissettikleri zaman başarıya ulaştıklarıdır. Ancak kendini başarılı hissetmeye çalışmak herhalde varlıklı olmaya çalışmaktan daha da zordur.
ÖZEL VE DEĞERLİ MALLAR : Bir şeyi çok fazla istediğiniz ve ona sahip olsaydınız yaşamınızın ciddi ölçüde değişeceğine inandığımız bir durum olmuştur. Oysa başarı bu şekilde ölçülmez ve ulaşılmaz, eşyalar olsa olsa geçici bir zevk verir.
GÜÇ : Güç bir karakter testidir. Abraham Lincoln dediği gibi “Herkes zor duruma düşebilir, ama bir insanın karakterini denemek isterseniz gücü onun eline verin.” Güç, kişisel bütünlüğü olan bir insanın ellerinde muazzam yarar sağlarken; bir başkasının elinde korkunç yıkımlara neden olur.
BAŞARI : Başarı birbiri peşi sıra yerine getirilmeye çalışılacak bir hedefler listesi değildir, gidilecek bir yere ulaşmak da değildir. Başarı bir yolculuktur.
Başarının elde edilmesinde yada hedefe ulaşmakta yapılması gereken şeylerden bazıları şunlardır.
Amacını bilmek, Potansiyelinize ulaşmak, Başkalarına yararlı olmak isteğidir.
BÖLÜM 2 : AMACINI BİLMEK
Başarı bir yolculuktur Belirli bir yere vardığınız yada belirli bir hedefe ulaştığınız zaman birdenbire başarılı olmuş olmazsınız. Ama bu, varacak bir hedef saptamadan yolculuk yapmanız gerektiği anlamına da gelmez. Hangi yöne gitmekte olduğunuzu bilmezseniz amacınızı yerine getiremez ve potansiyelinize ulaşamazsınız. Gideceğiniz yeri saptayıp ona doğru yelken açmanız gerekir. Başka bir değişle, hayalinizi keşfetmeniz gerekir.
Hayali olan bir insan, yükselmek için nelerden vazgeçmek istediğini bilir. Hayalimiz bize yön kazandırır, potansiyelinizi arttırır, önceliklerinizi belirlememize yardım eder ve çalışmalarımıza değer katar.
Geleceğimizi yönlendirmek tutumumuzla yakında ilgilidir. Tutum, başarılı bir insana damgasını vuran ilk özelliktir. Olumlu tutumu olan, olumlu düşünen ve iddialı olmayla zorlukları seven bir insan, başarının yarısını elde etmiş demektir.
Başarı yolculuğunda gezinin ilk bölümü, son bölümü kadar önemlidir. Buradaki temel yön, gideceğin yere doğru sürekli hareket halinde olmaktır. Nitekim hedefleri belirlemek de bunun sürekliliğini sağlamanın en iyi yoludur. Hedefler amaç duygunuzu harekete geçirir ve size gidin der.
BÖLÜM 3 : AZAMİ POTANSİYELİNİZE ULAŞMAK.
Gelişmessek gerçekten yaşayamayız. Gelişmek, bilinen amaç sınırlayıcı kalıplardan güvenli ama ödül getirmeyen çalışmalardan, artık inanılmayan değerlerden, anlamını kaybetmiş ilişkilerden vazgeçmek anlamına gelir.
Bir şeyleri yaparken başarısızlığa uğramaktan korkmamalı. Tekrar tekrar başarısızlık yaşadığınız halde bu durumdan ders çıkarmaktan vazgeçmiyorsanız, hatalarınızın sizi yeniden yönlendirmesine olanak tanıyın. Belki gerçekten size göre olmayan bir yerde çalışıyorsunuz Bu sizin kötü yada yanlış birisi olduğunuz anlamına gelmez. Sadece yeni bir ayarlama yapmanız gerektiğini gösterir. Bir kapı yüzünüze tekrar tekrar kapanmışsa, açılıp açılmayacağını düşünerek orada çakılıp kalmayın. Başka bir açık kapı aramak için etrafınıza bakın.
Başarı yolculuğunda size karakterinizden daha iyi hizmet edecek olan başka hiçbir özellik yoktur. Robart Cock derki; “Karakterin yerin; hiçbir şey tutamaz. Beyin satın alabilirsiniz, ama karakter alamazsınız.”
Karakter yalnızca ilerlemenize yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda yol boyunca doğru kararlar almanızı da sağlar.
BÖLÜM 4 : BAŞKALARINA YARARLI TOHUMLAR EKMEK.
Bu bölümde kişilerin başarı yolculuğundaki önemli etkenlerden birininde aile olduğu anlatılmaktadır.
İnsanların değerler konusunda doğru yoldan sapmalarının nedenlerinden birisi, ailelerinin onlara eskisi kadar özen göstermemesidir. Ortak değerler bir aileyi güçlendirir ve gelişme çağlarında çocuklar açısından özellikle yararlıdır. Ailenizle ortak değerleri paylaşma doğrultusunda çalışmaya başlamanın en iyi yolu, aşmak istediğiniz değerleri belirlemektir.
SONUÇ :
ANA FİKİR : Bir şeyleri başardım demekten çok, hedeflerimize, amacımıza ulaşmak ve içimizde var olan potansiyelimizi en iyi şekilde kullunarak etrafımıza faydalı olabilmek en önemlisidir.
Değişimden ve gelişimden yoksun, durdun bir yaşam sürmekten daha kötüsü olamaz. Değişimezsen gelişemeyiz.