Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
Yazılar
 
Nis
10
    
rhomantic | 10 Nisan 2008 13:24 | 0 fav | etiket:  
Geçenlerde okulun kütüphanesinden bir kitap aldım. Kütüphaneden aldığım ilk kitaptı. Ondan öncekiler hep kendi aldığım kitaplardı.Kütüphane raflarını gezerken gözüme bir kitap çarptı; "küçük şeyler". Kitabın ismini ve kitabın kapak resmindeki midye kabuklarını çok sevdim, güzel bir kitaptır diye aldım. Kitabı okudum ve gerçekten çok güzel bir kitap. Yazarı Prof. Dr. Üstün Dökmen. Üstün Dökmen kitapta; küçük şeylerden büyük mutluluklar çıkarabilmenin mümkün olduğunu, marifetin iltifata tabi olduğunu birisi kötü bir davranış yaptığında onu yerme alışkanlığımız olduğunu ancak o kişi iyi bir davranış yaptığında ona "aferin" v.b kelimeler söyleyerek onu övme, iltifat etme gibi bir alışkanlığımız olmadığından bahsetmiş. Yazar bunun gibi birçok psikolojik konuları ele almış, insanlarla nasıl iletişim kurulması gerektiğini yazmış kitapta. Kitabı herkese tavsiye ediyorum okunması gereken kitaplardan.


 
Nis
09
    
rhomantic | 09 Nisan 2008 13:14 | 0 fav | etiket:  
II. Dünya Savaşı Zamanında Adolf Hitlerin, çeşitli suçlarından dolayı ceza almış olan mahkûmlardan oluşturduğu 28. Panzer taburunun savaş esnasında aldığı görevleri aktaran yazar, savaşın hiç görülmeyen yüzünü sade fakat akıcı bir üslupla anlatmıştır. Kitap da bahsedilen konular ve karakterler hayal ürünü olmayıp gerçek yaşanan olaylardan kesitlerdir.
28. Panzer taburunun personeli kendi toprakları içerisinde; göçük altından insan çıkartmak, yol açmak, belli bölgelerde kamyonlarla toplanan cesetleri bulundukları yerde hastalık yaratmaması için yakmak gibi en kötü işlerde görevlendirilmişlerdir. Dolayası ile personelin iradesi sağlam olanlar hayatlarına devam ettikleri, zayıf olanlar ise girdiği psikolojik bunalımlar sonucu aklını yitirdiği ya da intihar ettiği görülmektedir.
Rusya toprakları içerisinde aldıkları görevlerde ise savaşı benimsemedikleri halde çoğunlukla hayatta kalmak için verdikleri mücadele anlatılmaktadır. Takım ruhunun oluşması için bireysel düşüncelerin karakter yapıları ne kadar farklı olursa olsun bir çok noktada çakışması gerektiği, zaman zaman meydana gelen sürtüşmelerin ve kavgaların an geldiğinde ortadan kalkması gerektiği, her personelin kendine düşen görevi elinden geldiğince yapmaya çalışması, elde edilen başarının takıma mal edilmesi, düşman teknolojisi ne kadar iyi olursa olsun ferdi eğitimin mükemmel olması halinde bir birliğin yok olma noktasında başarıya ulaşması görevini yerine getiren personeli dinlendirmek suretiyle ne kadar zorlu olursa olsun bir sonraki göreve morali yüksek olarak sevk etmenin başarıya ulaşan merdivenlerin bir basamağı olduğu bu eserde görmek mümkündür.


 
Şub
05
    
rhomantic | 05 Şubat 2008 13:51 | 0 fav | etiket:  
Alan Weisman
ALTIN KİTAPLAR

İnsanların yok oluşundan sonraki dünyanın içyüzünü anlatan ilginç bir eser. Bizsiz Dünya’da Alan Weisman, insanlığın gezege-nimize yaptığı etkiyi çok orijinal bir yaklaşımla irdeliyor. Yaşadığımız dünyayı bizler olmadan gözlerimizin önünde canlandırmamızı istiyor. Weisman, kitabında uzak bir gelecekte kütlesel altyapının nasıl çökeceğini ve insanlığın nasıl yok olacağını anlatıyor; kullan-dığımız gündelik eşyalar fosil olarak ölümsüzleşecek; bakır borular ve teller birbirlerinin içine geçerek kırmızımsı kayalar haline dö-nüşecek; ilkel yapılarımız son mimari eserler olarak dünya yüzünde kalacak. Plastik, bronz heykeller, radyo dalgaları ve insan ya-pımı moleküller belki de sonsuza dek evrende kalabilecek son armağanlarımız olacaktır. Organik ve kimyasal gübrelerle yetişen bitkiler yerlerini yabani otlara bırakacak, yeni kuş türleri üreyecek. Bizsiz Dünya insanlar yeryüzünden silindikten, New York metrosu sular altında kaldıktan, dünya kentleri yıkılıp yok olduktan sonra gezegenin olası durumunu gözler önüne seren sıradışı bir eser.



 
Oca
01
    
rhomantic | 01 Ocak 2008 16:09 | 0 fav | etiket:  
Mevlana
Raşit Aker
ROMANTİK KİTAP

Mevlana, hiç kuşkusuz Türk-İslam Dünyasının zirve isimlerinden biridir. Gerek din, gerekse edebiyat tarihinin konusu olarak ele alınsın, bu gerçek değişmez. Mevlana’nın ve düşünce dünyasının daha iyi anlaşılabilmesi için , hakkında yazılanlar kadar bizzat kendisine ait eserlerin de okunması gerekir. Bu eksikliği gidermenin en kestirme yolu da hacimli eserlerden yapılmış seçkilerden geçiyor. Eğitimci-Yazar Raşit Aker tarafından hazırlanan bu güzel hikaye seçkisi, Hz. Pir’in en meşhur eseri Mesnevi’den seçilmiş ibret dolu hikayelerden oluşuyor. Her bir hikayenin özenle seçildiği, özellikle de günümüz Türkçesine uyarlanırken dilin titiz bir şekilde kullanıldığı dikkatlerden kaçmıyor.



 
Oca
01
    
rhomantic | 01 Ocak 2008 16:07 | 0 fav | etiket:  

Can Alpgüvenç
AKIŞ YAYINLARI

Hastalık ve belâ sevilir mi?Bu soruya ´evet´ cevabı vermek ne kadar zor! Fakat Said Nursî (Hz) hastalık ve musibetleri sevdiriyor. Bu kısacık kitapta hastalık ve belâların neden ve nasıl sevileceğini öğreneceksiniz!İnanmıyor musunuz? O halde okuyun!***Bediüzzaman Hazretleri, ´Hastalar Risalesi´ adlı eserinde, hastalıklardan duyulan korku ve üzüntünün sebeplerini anlatırken, bu düşüncenin onun bazen ölüme sebebiyet vermesinden kaynaklandığını ifade eder. Fakat kesin olarak inanmalıdır ki, ecel belirlenmiştir, değişmez. Bediüzzaman (Hz) çok ağır hastaların başında ağlayan sağlıklı kimselerin öldüğünü, buna karşılık o hastanın şifa bulup iyileştiği söylemektedir. Yani öldüren hastalık değil, Cenab-ı Hakkın iradesidir.***Ölüm, dışarıdan bakıldığında korku verici görünmekle beraber, korkunç değildir. Müminler için, ahiret âlemine geçmiş dost ve akrabalara kavuşma vesilesi, ölümsüz olan mutluluklar dünyasına geçme vasıtasıdır. Dünya zindanından Cennet bahçelerine davettir. Sonsuz merhamet sahibi olan Cenab-ı Allah´tan ikram görmeye gidiştir. O halde ölüme korkarak değil, Rabbimizin lütfedeceği güzellik ve mutlulukların başlangıcı olarak bakmalıdır.***Okuyacağınız şu küçük eserde, Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin, ´Hastalık ve musibetlerin arka plânı ve iman esasları´ndan söz eden eserlerinden derlenmiş, pek çok hakikat bulacak, hastalık ve musibetleri seveceksiniz. ..



 
Arl
31
    
rhomantic | 31 Aralık 2007 12:38 | 0 fav | etiket:  

S. Eriş Ülger
REMZİ KİTABEVİ

İşgalcilere karşı verilen zorlu mücadelenin destanı…
Mustafa Kemal’in önderliğinde kurtuluşun ve kuruluşun tüm kahramanları bu kitapta bir araya geliyor. Tanıklarıyla, bilinmeyen belgeleriyle tüm ulusun kaderini belirleyen olayların birinci elden derlenen öyküsü ve yeni Türkiye’nin doğuşu Zafere Giden Yol’da canlanıyor.
Araştırmacı yazar S. Eriş Ülger, bu zorlu yolculuğun önderi Mustafa Kemal’i, onunla birlikte özgürlük ve uygarlık yolunda ölümü bile göze alan tüm ulusumuzun var olma savaşını anlatıyor. Ayrıca iç isyanlar ve Çerkez Ethem’in ihaneti, İzmir Suikasti, Mustafa Kemal’in Kâzım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele ve Hüsrev Gerede gibi silah arkadaşlarıyla yollarının ayrılması, onun demokrasi ve din anlayışı, devrimlerin hız kazanması ve Latife Hanım’ın tartışmalı kişiliği tüm ayrıntılarıyla Zafere Giden Yol’da yer alıyor.



 
Arl
30
    
rhomantic | 30 Aralık 2007 15:00 | 0 fav | etiket: , ,  

Will Durant
İZ YAYINCILIK

Felsefenin Öyküsü, Platon’dan başlayarak, Aristo, Bacon, Spinoza, Voltaire, Kant, Schopenhauer, Spencer, Nietzsche, Bergson, Croce, Russell, Santayana, James ve nihayet Dewey gibi büyük filozofları inceleyen bir felsefe tarihidir. Aynı zamanda medeniyet tarihçisi olan Durant bu kitabında ünlü filozofların yaşam öykülerini belli bir tarih, beşerî durum ve uygarlık fikri içinde ele almakta, felsefî düşünceleri kendi engin birikimiyle bütünlük taşıyacak şekilde yorumlamaktadır. Yazar konusunu parlak, renkli ve çekici bir üslup izleyerek metne dökmüş, felsefe tarihi bilgisini zevkle okunur ve kolay anlaşılır bir şekilde okuyucuya ulaştırmıştır. Onun okuyucuya ulaşmakta gösterdiği başarı, bu kitabın çıktığı ilk birkaç ay içinde yaklaşık iki milyon nüsha satmış olmasından da anlaşılabilir. Nitekim yayınlanışı üzerinden seksen küsur yıl geçmiş olmasına rağmen Felsefenin Öyküsü, alanında hala türünün en iyi örneklerinden biri sayılmaktadır. Kitabın çevirisi ise usta çevirmen Ender Gürol’un imzasını taşımakla, özel bir değere sahiptir.



 
Arl
27
    
rhomantic | 27 Aralık 2007 12:50 | 0 fav | etiket:  

 

'Bir öpücük gibi alnımı okşayan nazik parmaklarıyla saçlarımı tarayarak:haydi Ömerciğim kalk demişti kalk haydi yavrucuğum''

Bu öykü Ömer Seyfettinin ilk defa kıldığı sabah namazı anısını anlatır. Soğuk bir kış gecesi bağdaş kurmuş bir zenciye benzeyen sobanın sıcaklığında annesi ve hizmetçileri Pervinin de yardımıyla ilk namazını kılmıştır.Belki de ilk duasını yaparak gecenin en bereketli ve en huzurlu zamanını yaşamıştır.Oh, bu sabah ne kadar soğuktu. Yatağımın sıcaklığını terk ettikten sonra, bütün gecenin soğuğunu emmiş olan terliklerimi giydim. Soğuktan içimin titrediğini hissettim. Hizmetçim tabii uyuyordu.



 
Arl
27
    

 

Neriman’la Şinasi çocukluk arkadaşlarıdır. Tanıdıkları ilk karşıt cins birbirleridir. İlk başta ikisi de birbirlerini seviyorlardı. Okula beraber gidip geliyorlardı. Üniversite de bile beraberdiler. Neriman’ın babası Faiz Bey’dir ve Şinasi’yi de çok sevmektedir. Bazı geceler Faiz Bey’in evinde saz çalarlar ve sohbet ederlerdi. Herkese bir gün Şinasi ile Neriman’ın evleneceğini düşünüyordu.

Giderek Neriman Şinasi’den soğumaya başladı. Neriman oturduğu mevki olan Fatih’I, sevmemektedir. Çünkü Fatih, doğuyu, gelişmemişliği ve eskiyi temsil ediyordu. Oturduğu mahalle çok eskiydi ve evler de virane gibiydi. Bir gün Macit denilen yakışıklı, zengin ve kibar birisiyle tanışır. Macit Harbiye’de oturuyordu. Harbiye, gelişmişliği ve batıyı simgeliyordu. Macit ile bir kaç sefer Şinasi’den habersiz buluşurlar. Bir gün Macit Neriman’a balo davetiyesi verir ve baloya davet eder. Nerman baloya gitmeyi çok istemektedir. Ama gitmesi için babasının iznini almak zorundadır. Tam babasına söyleyecekken babası ona Şinasi ile evlenmesini teklif eder. Hemen reddetmez ve 2-3 ay mühlet ister. Ve bolaya Şinasi ile gitmesi koşuluyla da izin alır. Elbise için vitrinleri gezmeye çıktığında dayısının kızlarına uğrar. Çünkü dayısının kızları bu işlerde oldukça deneyimlilerdir. Eve gittiğinde bir kadının ağlamaktan harap olduğunu görür ve nedenini sorar. Nedeni kızının intiharıdır. Kızı Rus gitariste aşık olmuştur. İkisi de başta çok mutlulardır ve birbirlerini çok sevmektelerdir. Ancak çok sefil bir hayat sürmektedirler. Buda kıza tak etmiştir. Günün birinde zengin bir adamla tanışan kız genci terk eder ve adamla yaşamaya başlar. Artık balolara gidebilmekte ve her istediğini yapabilmektedir. Ancak gerçek mutluluğu bulamamaktadır. Tahsil görmüş bir kız olduğundan hakiki güzelliği armaktadır. Musiki, mutalaa ve samimiyet…Rus gencinde bunları bulabiliyordu ancak zengin adamda bunları bulamamaktadır.

Sonunda, gence dönmeye karar verir ve aramaya başlar. Büyük uğraşlar sonucu bulur ama genç kabul etmez. Kız bunun verdiği üzüntü ile evine gider ve tabanca ile kendini öldürür.
Hikayeden çok etkilenen Neriman evden izin alarak ayrılır. Kendi evine gelir ve babasına artık baloya gitmek istemediğini ve Şinasi ile evlenmeyi kabul ettiğini söyler….


KİTABIN ANAFİKRİ:
Batının tekniğini almalıyız fakat kültürünü asla.

KİTAPTAKİ OLAYLAR VE ŞAHISLARIN TAHLİLİ:


ŞAHISLARIN TAHLİLİ
NERİMAN: musiki okulunda okuyan, bigili fakat biraz batı hayranı bir kızdır. Eğlencelere gitmek istemektedir.
ŞİNASİ: doğu kültürünü benimsemiş, bilgili ve battı kültüründen hoşlanmayan birisidir.
FAİZ BEY : Doğunun kültürü ile yetişmiş. Kendisini ve kültürünü iyi bilen, musikiyi ve sohbeti seven, bilgil ve ölçülü birisidir.


OLAYLARIN TAHLİLİ
Neriman’ın Şinasi’ye olan tutum değişikliği Macit ile tanışmasından ve Şinasi’yi biraz doğu hayranı ve batı kültürü karşıtı olarak düşünmeksinden ileri gelmektedir. Şinasi’nin hiçbir zaman balolara ve eğlencelere gitmeyeceğini düşünmektedir.
Dayısının evine gittiğinde karşılaştığı manzara ve anlatılan hikaye Neriman’ çok etkilemiştir. Hikaye anlatılırken kendisini kızın yerine ve Şinasi’yi de Rus gencin yerine koyarak olayları aklında canlandırmış ve bir karara varmıştır. Anlatan hikaye Neriman’I doğru yola iletmiştir

.
KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
İlk sayfadan itibaren insanı kendisine çeken, geçmişteki olaylarla günümüze de ders veren okuyan için çok yayarlı bir kitaptır. Günümüz gençlerinin de içinde bulunduğu durumu anlatması bakımından güzel bir eserdir.


YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:

Peyami Safa

(1899- 15 Haziran 1961): Yazar. İstanbul’da doğdu. Meşhur şair İsmail Safa’nın oğludur. Düzenli bir öğrenim göremedi. Kendi kendisini yetiştirdi. 13 yaşında hayata atıldı. Posta Telgraf Nezaretinde çalıştı. Öğretmenlik (1914-1918), gazetecilik (1918-1961) yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı. İstanbul’da öldü.

Peyami Safa halk için yazdığı edebî değeri olmayan romanlarını “Server Bedi” imzası ile yayınladı. Sayıları 80′i bulan bu eserler arasında; Cumbadan Rumbaya (1936) romanıyla, Cingöz Recai polis hikâyeleri dizisi en ünlüleridir. Ayrıca ders kitapları da yazdı.



 
Arl
27
    


KİTABIN ADI Suç ve Ceza

KİTABIN YAZARI F.M. DOSTOYEVSKİ

YAYINEVİ VE ADRESİ Oda Yayınları Beyoğlu / İSTANBUL

BASIM TARİHİ 1994


KİTABIN ÖZETİ :
Dört aydır evin kirasını verememişti. Evin sahibi onu mahkemeye verecekti. Uzun süreden beri hasta olmasına rağmen yaşlı Teteri kadının evine gidebilirdi. Daha önceki yüksüğe 1.5 Ruble veren kadın yeni getirdiği saate baktı ve “1.5 Ruble” dedi. Raskonikov kabul etmek zorundaydı çünkü kata çıkana kadar kimseyle karşılaşmamıştı. Yaşlı kadın, kız kardeşi ile beraber kalıyordu evde. Çok zengin olmasına rağmen, kız kardeşi hiç miras bırakmayacaktı. Kız kardeşini çoğu zaman döver, onun her işini takip etmesi gerektiğini düşünürdü.


Raskolnikov 1.5 Rubleyi aldı ve dışarı çıkıp bir meyhaneye gitti. Marmeladov yan masada oturuyor olmasına rağmen taşınıp sohbet etmekten kendini almamıştı. Marmeladov eşini çok seviyordu ve üç çocuğunu da; ama çok içyordu. O kadar ki ailenin geçimi için Sonya fahişelik yapmak zorunda kalmıştı. “Ne kadar fedakar bir kız bu Sonya” diye düşünmekten kendini almamıştı. RaskolnikovMarmeladov ‘un evine gittiklerinde eşi haykırışla onları yumruklamaya başladı. Hep içiyordu ve evdeki 20 Rubleyi götürüp içkiye vermişti. Marmeladov Raskolnikov cebindeki 50 Kapik’i oraya bırakarak uzaklaştı. Eve geldi, yorgundu. Nastasya bir mektup getirdi. Raskolnikov heyecanla okumaya başladı mektubu. Annesinden gelmişti mektup. Annesi kız kardeşi Dunya’dan bahsediyordu. Dunya, Luzhin adında çift memurluğu olan 45 yaşındaki biriyle evlenecekti. Hem Luzhin onların eşyalarıyla beraber Petersbur’ga gelmesi için yardım edecek, gelmelerini sağlayacaktı.

Annesi, 60 mil ötedeki tren yoluna gitmek için bir araba ayarladığını, trende ise 3 ncü sınıfta güzel bir yolculuk yaptıktan sonra Petersburg’a gideceklerini ve onu çok özlediğini yazıyordu.
Raskolnikov “Bu evlilik olmayacak” diye düşündü. Dışarı çıktı ve birkaç saat dolaştıktan sonra yorgun düşüp bir yerde uyukladı. Kötü bir rüya gördükten sonra uyandı. Eve gitti. Saat 7’ye yaklaşıyordu. Saat uygundu. Aşağıdaki baltayı alacak kimseye gözükmeden yaşlı tefeci kadının evine gitti. İçeri girerken onu kimse görmemişti. 2 nci katta boya yapan adamlarda onu yukarı çıkarken görmemişlerdi.


Tefeci kadının evine girdi ve ona bir kültablası uzattı. Kadın kültablasına bakarken baltayı kafasına indirmişti. Kadının ölü bedeni yerde yatıyordu. İçeri daldı ve dolaptan sadece rehin verilmiş, birkaç parça altını cebine aldı. Yaşlı kadının kız kardeşiyle içeride karşılaştı. Kızın şaşkın bakışları altında baltayla onu da öldürdü. Doğrusu bir kişinin toplumdaki binlerce kişinin refahı ve mutluluğu için ölmesinin bir zararı yoktu. Üstelik bu tefeci kadın çok kötü biriydi. Kapıda birkaç kişi kapıyı vuruyorlardı. Hiç evden çıkmayan tefeci kadının, çıkacağı tutmuştu. Raskolnikov titriyor, dışarı çıkıp her şeyi itiraf etmek istiyordu ama yapmadı. Dışardakilerden biri kapının içeriden sürgülü olduğunu fark etti. Yaşlı kadına bir şey olduğunun farkına vardılar. İki kişi Kapıcıyı çağırmak için aşağı indi. Bu kaçmak için tam fırsattı, Raskolnikov kapıyı açtı, hızla merdivenlerden inmeye başladı, aşağıdan gürültü gelmeye başlayınca Raskolnikov boyacıların dairesinin kapısının arkasına saklandı ve kapıcı ile üç adam yukarı çıkınca o da dışarı çıkıp değişik bir yoldan eve gitti. Baltayı aldığı yere bıraktı. Çok korkmuştu ve titriyordu. Aldığı mücevherleri ve kıymetli takıları dışarıda bir yerde saklamayı ihmal etmedi.


“2 gün geçti hala uyanmadı” diye düşünüyordu Üniversite arkadaşı Razumikin. Doktor Zozimov hastalığı atıp kendisine geleceğini söylüyordu. Ama Raskolnikov uyanınca arkadaşını ve doktoru isteksiz bir vaziyette evden kovdu ve dışarı gidip bir bara oturdu. Eski gazeteleri okurken yanına gelen bir polis memuru melenkolik ve deli bir ruh haliyle cinayetten bahsedip, üstü kapalı her şeyi anlattı. Korktuğunu, endişelendiğini hiç hissettirmedi.


Ertesi gün eve geldiğinde annesi ve kız kardeşi Dünya’ nın kendisini beklediklerini gördü. Çocuğun halini gören anne şaşkınlıkla titriyordu. Onu ertesi gün bay Luzbinin geleceği görüşmeye çağırırken korkmuştu. Ertesi gün bay Luzbin onları ziyaret etttiğinde, Raskolnikov haklı çıkmanın gururu ile gülüyordu. Bay Luzbin kız kardeşi çok aşağılamış, onların fakir bir aile olduğunu değerlendirerek fazla istekte bulununca evden kovulmuştu. Hemen ardından Raskolnikov “elveda” diyerek evden ayrıldı. İnanamıyordum. Annesi oğlunun bu tavırla doğrusu ağlamaktan başka yapacak bir şeyleri yoktu. Raskolnikov melenkolik halde evi terkederken her nasılsa arkadaşı Ramuskin’e onları emanet etmeyi de ihmal etmemişti.
Bay Marmeledov’un cenazesi için evine gittiğinde Sonya’da oradaydı Sonya’ya karşı inanılmaz bir his içindeydi. Ailesi için Sonya’nın yaptığı fedekarlık onun gözlerini büyülemişti. Birkaç gün boyunca Sonya’yı düşündü ve fırsat buldukça onunla konuşmaya çalışarak geçirdi vaktini.
Polis memuru porifiri Raskolnikov’un (Mihailovis adında genç biri cinayeti işlediğini itiraf etmiş olmasına rağmen) cinayet işlediğini biliyor ve onun psikolojik durumunu bildiği için, itiraf etmesi için onu sıkıştırıyor ama tutuklamayacağını söylüyordu. Cinayeti işlediğini Sonya’ya itiraf etmişti. Sonya’da Raskolnikov’a “gidip teslim olmasını, yere kapanıp Allah’tan ve insanlardan özür dilemesini” istiyordu.


Sonuç olarak Raskolnikov vicdanının verdiği acıya dayanamayıp suçunu polise itiraf etti. 1.5 yıldır Sibirya’daydı Raskolnikov. Petersburg’ a, Razumukin ve kardeşi Dunya evlenmişlerdi. Mahkeme Raskolnikov’un iyi hali, parayı kullanmadığı, daha önceki yaşamında verimli bir üniversite öğrenimi yaptığı, fedakar kişiliği ve kendi kendine teslim olmasından dolayı, çok az bir cezayla 8 yıl kürek mahkumiyetine çarptırıldı. Raskolnikov’u Sonya her gün ziyaret ediyordu. Sibirya da ailesi ile sürekli mektuplaşan Sonya, Ramuzkin ve Dunya’nın tek haber kaynağıydı. Raskolnikov,Sonya’nın sevgisi ile hayata bağlandı ve geleceğin planlarını beraber hayal etmeye başladılar.