Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
4 tane "kitap özeti" etiketli yazı bulundu "kitap özeti" tagli diger ogeler resimler , videolar
 
May
15
    
rhomantic | 15 Mayıs 2008 04:52 | 0 fav | etiket: , ,  

John STEINBECK’in inci kitabının özeti:

Pedro;Salinas’ta, deniz kıyısında, saz evlerde yaşayan yoksul denizcilerden biridir. Evleneli çok olmamıştır. İlk çocukları maalesef tedavi edemedikleri bir hastalıktan dolayı ölür. Artık umutları ikinci çocukları olmuştur. Bir sabah bebeği bir akrep sokar. Pedro hızla davranır ve akrebi öldürür. O ve eşi bebeği alır ve şehirdeki doktora götürürler. Doktor zengin ve acımasız bir insandır ve paraları olmadığını bildiği için çifti başından savar.


Eve döndükten sonra Pedro, bambudan yapılmış kayığını alır ve inci avına çıkar. Kıyıdan açıldıktan sonra dalar ve dipten o güne kadar görülmüş en büyük incilerden birini çıkarır. Evine döner ve eşine gösterir. Bu inciyi satarak kazanacakları parayla bebeği tedavi ettireceklerini sonra onu okutup bu yaşamdan kurtulacaklarını planlarlar. O gün Pedro’nun kardeşi ve karısı da evlerine gelirler ve tavsiyelerde bulunurlar.Büyük incinin haberi tüm şehre ulaşmıştır. Doktorun ise inciye sahip olup Salinas gibi bir taşra kentinden kurtulup Paris’e gitmeyi planlamaktadır. Ertesi gün doktor uşağıyla tedavi için Pedro’nun saz evine gelir. Bebek iki gündür iyi durumda olduğu için Pedro doktoru reddeder. Doktor ise çocuğa bir ilaç içirir ve çocuğun ateşlenebileceğini söyler. Dediği gibi bebek ateşlenir ve doktor o esnada yeniden gelir ve çocuğun ateşini geçirir. Doktorun asıl amacı Pedro’nun inciyi nereye sakladığını öğrenmektir. Gerçekten konuşurlarken Pedro’nun gözü inciyi gömdüğü yere kaçar ve doktor incinin yerini öğrenir. Gece uyurlarken birinin geldiğini hisseder ve boğuşurlar. Boğuşma esnasında Pedro adamı bıçakla öldürür. Hırsızlar ayrıca yangın çıkartmıştır ve bazı saz evler yanmıştır. Pedro ve eşi kaçamaya karar verirler ama kayıklarının da delindiğini görürler. Pedro’nun karısı ona devamlı bu incinin uğursuz olduğunu ve ondan kurtulmaları gerektiğini söylemektedir. Yürüyerek kaçmaya karar verirler.


Yürüyüş esnasında kayalık bir arazide mola verirler. Dinlenirlerken yoldan birilerinin geçtiğini farkederler. Sessizce dinlerler ve bunların peşlerine düşen kelle avcıları olduklarını anlarlar. Artık arazide daha dikkatli olmaları gerekmektedir. Gece olunca bir kaya kovuğuna yerleşirler. Kelle avcıları ise elli metre ileride su başında yatmaktadır. Pedro adamları öldürmek için harekete geçer. Yaklaştığı esnada bebeğin ağladığını duyar. Avcılar da duymuştur ve bunu bir kurdun sesi sanmışlardır. Zarar vermesin diye sesin geldiği yöne nişan alırlar ve ateş ederler.
Ertesi sabah köylüler Pedro ve eşinin köye döndüklerini görürler. Yanlarında bebekleri yoktur. Pedro’nun karısının elinde kanlı bir şal durmaktadır. Köylüler bebeğin öldüğünü anlarlar. Pedro ve karısı deniz kıyısına giderler ve onlara devamlı uğursuzluk getirmiş olan bu inciyi denize,geldiği yere geri gönderirler.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Yoksul ve cahil insanlar yaşamın kendileri için hazırladığı yaşam çizgisinin dışına çıkamazlar.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE SAHIŞLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Bebeğin akrep tarafından sokulması büyük talihsizliktir. Pedro’nun çevresindekilerin inciyi ele geçirmek her türlü yola başvurmaları insanların para için herşeyi yapabileceği gerçeğini yansıtır.
ŞAHISLAR:
Pedro : Dürüst,fakir,devamlı ezilmiş ama umutlarını hala kaybetmemiş biridir. Ailesini düşkündür ve onlar için kendisini tehlikeye atmaktan kaçınmaz.
Pedro’nun Eşi: Fedakar bir kadındır. Romanda kocası bir kez ona vurur. Ama bundan dolayı gücenmez. İncinin uğursuz olduğuna inamakta ve ondan kurtulmaları gerektiğine inanmaktadır.
Doktor : İnsanları küçümseyen, paraya düşkün ve para için her türlü kötülüğü yapmaya hazır olan biridir.

5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Bu kitabın özetini yeni okudum. Yazarın insanların para düşkünü olduklarını anlatması ders alınması gereken bir durum ve maalesef acı gerçeklerden biridir insanlardaki bu para hırsı. 



 
Nis
26
    
rhomantic | 26 Nisan 2008 11:27 | 0 fav | etiket: , ,  
Kitabın Yazarı:Kathy Hendy
Kitabın Özeti
Hadyn ve Maggie isimli kuzenler ayrı ayrı yaşamları sürdürmektedir,biri şehirde, diğeri dağlarda hayatını sürdürürken ikisi de birbirlerinde nefret eden iki kuzendir. Handy şehirde şımarıklık yaptığı zaman ailesi tarafından hiç sevmediği hatta nefret ettiği dağ evine gönderiliyordu ve üstüne üstelik kuzeni de ondan nefret ediyordu ama sevmese de gitmek zorundaydı.
Handy bir kış gününde karlı bir havada dağ evine geldi,ama Maggie onu hiç hoş karşılamadı,zaten oda böyle bir şey bekliyordu.Akşam üzeri yemek saati yaklaşırken Maggie’in babası eve yaralı bir şekilde geldi,Maggie’in annesi onları beraber dağ evinde bırakıp şehre kocasını götürdü.Kızına da giderken dedi ki :
-Kızım fırtına çıkabilir siz evden bir yere ayrılmayın dedi.
Handy ve Maggie yalnız kaldılar,.Handy sabah olunca Maggie dedi ki:
-Ben gideceğim dedi Maggie gitme yolu bulamazsın kaybolur fırtınada ölür gidersin dedi.
Ama Handy onu dinlemedi ve ayrıldı.
Öğlene doğru büyük bir kar fırtınası çıktı Maggie de onun peşinde gitti,uzun aramalar sonucunda onu baygın bir şekilde buldu fakat onunda fırtınadan dolayı takati kalmamıştı.Onunda ayakları buz tutmuştu ve sonra ateş yaktılar bir mağarada ısındılar. Kar fırtınası daha da kötüye gitmeye başladı onların bulunduğu mağaranın azgının kapanacağını anlayınca açmaya çalıştı kapanması için bir şeyler yaptı. Handy onun hayatını kurtardığını anlayınca Maggie karşı büyük bir sevgi beslemeye başladı.
Çok büyük zorluklarla bir dağ evine sığındılar ve sonra fırtınanın geçmesini beklediler ve bu arada geçen sürede birbirlerine sevgileri daha da arttı.Eve ulaştıklarında anneleri çoktan babasıyla karşılaştılar ve başlarında geçen olayları anlattılar.Daha sonra Handy Maggie’i şehre götürmek için ikna etti.Onu şehre götürdü ona hediyeler aldı çok güzel günler geçirdiler ve sonra şehirden sonra beraber dağ evine gittiler orada bahar gelmeye başlamış çok güzel doğa güzellikleri ortaya çıkmıştı onlarla hayvanlar çok değişik bir yaşantını içinde buldu Handy kendine aslında sevdi de.Son bölümlerinde yazar biraz polyanacılık oynamış ve mutlu sona bağlamış biraz Türk filmlerini andırıyor.


 
Nis
23
    
rhomantic | 23 Nisan 2008 11:23 | 0 fav | etiket: ,  

Yazar kitabında konu olarak 1994 yılı itibariyle dünya dengelerindeki değişmeyi, yeni oluşumları, Türkiye’nin stratejik açıdan önemini ve izlemesi gereken politikaları, Türkiye’nin sosyolojik ve kültürel durumunu, Türkiye üzerinde oynanan oyunları ve özellikle etnik bölücülük konusunu ele almıştır.

Kitaba etnik tuzak isminin verilmesinin sebebi, Avrupa’daki siyasî ortamın 19. yüzyılın etnik ve dinî motiflerine döndürülmeye çalışıldığı ve adeta Ortodokslar arası bir yakın işbirliğine gidildiği bir ortamda, gelişme gücüne sahip ülkelerin önünün etnik tuzaklarla, azınlık senaryoları ile kesilmeye çalışıldığı görülmektedir. Önemli olan etniklik iddiası ileri sürülen sosyal gurubun, o ülkedeki ana kültür kimliğinden farklı olup olmadığının bilimsel olarak ortaya konması değildir. Kitle haberleşme araçlarını veya medyayı elinde bir politika silâhı olarak tutan süper güç veya güçler, eğer kendi menfaatlerine uygun olarak yapay bir etnikleştirme peşinde iseler; hedef alınan ülkelerin aydınları ve siyasetçileri de dış etkilere oldukça açık ve bilgi noksanı içinde iseler, o ülkeyi bir takım tehlikeler bekliyor demektir.

İşte günümüzde de Türkiye üzerinde birtakım oyunlar oynanıyor ve ülkemizdeki aydın kesim de buna alet olmaktadır. Almanya’nın Wresbaden eyaletinde yapılan bir araştırmaya göre Türkiye ve Orta Doğu bölgesi 47 etnik guruba ayrılmıştır. Bu guruplandırmanın hangi kritere göre yapıldığı bilinmemektedir ve bu araştırmanın tamamen siyasî maksatlı olduğu açıktır. Türkiyede ırk yönünden, kültür yönünden ve konuşulan dil bakımından böyle bir sınıflandırma yapmak mümkün değildir. Türkiye’de yaşayan insanlar arasında büyük farklılıklar yoktur. Türkiye’de yaşayan insanların % 98′i kendini Türk olarak adlandırmaktadır. Türkçe’den başka bir dil bilen kişi oranı ise % 8′dir. Türkiye’de etnik guruplandırma yapılamayacağı gibi asimilasyon kavramından da söz edilemez. Asimilasyon (eritme) azınlık gurubun ana gurupla sosyal mesafeye dayanan özelliklerinin ve hayat tarzının hakim guruba uydurulması sürecidir.

Türkiye kendi üzerinde oynanan oyunlara karşı uyanık olmak zorundadır. Türkiye gerektiğinde bu etnik oyunları kendine düşmanca tavır sergileyen ülkelere karşı kullanabilmelidir. Örneğin Fransa’nın Alsas-Loren’deki politikaları, Amerika’nın etnik yapısı, İran ve Yunanistan’daki Türklerin durumu, İngiltere’nin İrlanda ile problemleri gerektiğinde bu ülkelere karşı koz olarak kullanılmalı ve uluslar arası gündeme getirilmelidir. İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkemizde etnik bölünme yaratmak isteyen ülkelerdeki yapı da ülkemizdekinden pek farklı değildir. İngiltere’de Galli, İskoç, İrlandalı da bulunur ama milletin adı İngiliz’dir. Fransa’da Bask, Brotön, Oksitan ve Frank asıllılar vardır ama milletin adı büyük çoğunluğu teşkil eden hakim gurubun ismini taşır: Fransız…

Bu durum İspanya’da da böyledir; Belçika’da da. Bu ülkelerin hiç birinde bölgesel dillerle eğitim-öğretim yapılmaz. Yabancı dille eğitim ve öğretim ile yabancı dil öğrenimi arasındaki fark hesaba katılmalı ve bizde uygulatılmak istenen yerel bir dille eğitim-öğretimin sakıncalı olduğu dikkate alınmalıdır. Bu yerel dilin daha doğrusu lehçenin doğru dürüst bir alfabesi bile yoktur. Mahalli yöreler arasında farklılıklar göstermektedir.

1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla, Türkiye ve Türk dünyasının önünde yepyeni bir gelecek oluşmuştur. Türkiye’nin bölgedeki önemi artmıştır. Türkiye’nin artan önemi ve etkinliği müttefiklerimiz de dahil birçok ülkeyi rahatsız etmektedir. Amerika’nın, Almanya’nın, Rusya’nın ve İran’ın, Türkiye’nin önünü tıkamaya çalışacağı açıktır. Bölgenin petrol ve doğalgaz kaynakları kısacası enerji potansiyeli tüm dünyanın iştahını kabartmaktadır. Bu değişimi yıllar önce Atatürk hayattayken görmüş ve yapılması gerekenleri daha o yıllarda belirtmişti. Biz yıllar sonra bu gelişmeyi göremedik, kendimizi bu gelişmeye hazırlayamadık. Bölgede etkinliğimizi arttırmak için daha fazla çaba göstermeliyiz ve bölgede yaşayan kardeşlerimizle aramızdaki ortak dil ve kültürün geliştirilmesi konusunda ortak çalışmalar yürütmeliyiz.

Sosyoloji uzmanı olan yazara göre Türkiye’nin önündeki önemli problemlerden biri de sosyal ve kültürel hayattaki yozlaşma ve aile yapısının bozulmaya çalışılmasıdır. Günümüzde kadın konusunda bazı dergi ve kuruluşların birçok toplantı düzenledikleri görülmektedir. Bu çevrelerin cinsel özgürlük ve kadının militanlaştırılması konusundaki faaliyetleri gözden kaçmamaktadır. Bugün aile her toplumda vazgeçilemeyen ve alternatifi olmayan bir müessesedir. Aile yapısının zedelendiği toplumlarda da bu böyledir ve bu toplumlar normal aile ilişkilerini özendirici politikalar uygulamaktadırlar. Toplumun istikrarlı bir yapıya kavuşması için sağlam bir aile yapısına ihtiyaç vardır. Dinimizde ve kültürümüzde kadının çalışması konusunda herhangi bir engel yoktur. Türkiye’deki tartışma ”kadın çalışsın veya çalışmasın” şeklinde olmaktan ziyade, kadının çalışması halinde mutlaka kendini aileden soyutlayacağı varsayımına dayandırılmaktadır. Kadın böylece aileden kurtulacak ve özgürleşecektir. Oysa evliliklerin %’20 azaldığı Batı toplumlarında ”bugün çalışma hayatında yer alan kadını aile içi fonksiyonlarına nasıl kavuşturabiliriz?” sorusuna cevap bulmaya çalışılmaktadır. Kadının, erkeğin ve çocukların aile ortamı içinde sosyal çevrenin doğurduğu gerginlikleri gidereceği, mutluluk ve moral bulacağı beklentisi vardır. Batı ülkelerinde bugün evlilik dışı cinsel ilişki, kocasız annelik gibi hususlar “social deviance” sosyal sapma olarak görülmektedir. Aile yapısını bozucu medya ve televizyon yayınları engellenmeli ve aile yapısının korunması için gerekli önlemler alınmalıdır.

Sonuç olarak yazar kitabında Türkiye’nin önünü tıkamak, gelişmesini önlemek için Türkiye üzerinde oynanan oyunları ve bu oyunları engellemek için yapılması gerekenleri, uygulanması gereken politikaları incelemektedir. Sosyoloji uzmanı olan ve Türkiye gerçeklerini iyi bilen yazar, konuyu kapsamlı bir şekilde ele almış, yapılan yanlışları ve yapılması gerekenleri açıkça belirtmiştir. Etnik bölünme, toplum üzerindeki televizyon ve medyanın etkisi, çağdaşlaşma, asimilasyon ve kültürel kimlik konusundaki tespitleri dikkate değerdir. Bence de siyasette yıllarca tartışma konusu olan Garplılaşmak, Türkleşmek ve İslâmlaşmak fikirleri günümüzde bir senteze doğru gitmektedir. Bugünün koşullarına ve ihtiyaca göre Türk aydını ve politikacısı bu 3 tarzın hepsini kullanmak ve değerlendirmek zorundadır. Bağnazlığı ve tutuculuğu bırakıp ülke yararlarını ve çıkarlarını her şeyin üstünde tutmak zorundadırlar. Dış politikada daha akılcı, cesur ve uzun vadeli politikalar üretilmelidir.

Tarih boyunca ve günümüzde, ülkenin aydın kesimi arasında yer alan biz ordu mensupları, oynanan bu oyunların farkında olmalı ve çevremizdeki insanları bu konuda bilinçlendirmeliyiz. Konuşurken dikkat edilmeyen ve yanlış kullanılan birkaç kelime ve kavramla bile bu tür oyunlara kolayca alet olunabileceği unutulmamalıdır. Ülke yararına olan birçok konuda olduğu gibi biz askerler bu konuda da başı çekmeli ve diğer vatandaşlarımıza örnek olmalıyız.



 
Arl
19
    
Kitap özetlerini bu sitede yayınlayacağız. İnşallah sizlere faydamız olur. Gerek ödevlerinize, gerekse kitap tutkunlarının kitap seçimine yardımcı olabilirsek ne mutlu bize. İyi okumalar..